herkes kalbinin ekmeğini yediğine göre..
yeni yılda..
öncelikle..
her an yaptığınız gibi...
yüreğinize yatırım yapın..
zihninizi susturmak yerine,
ona etkin konuşmayı öğretin..
mutluluk bağımlılığınızdan özgürleşin..
ve size mutluluğu öğreteceğini söyleyenlerden uzaklaşın...
en dipsiz korkunuzla beklenmedik bir anda yüzleşecek kadar güçlenin..
egonuzla savaşmayı durdurun..
onu her yargıladığınızda, size katmerlenerek geri geleceğini bilin..
ektiklerinizi biçmeye başlarken
ve devam ederken
yeni tohumlar peşinde koşun..
ekmek için, ektirmek için..
artık bedeninizle barışın !
"her yıl aynı şeyleri diliyorum ve olmuyor" diye hayıflanacağınıza,
bu kez de,
gerçekten neye ihtiyacınız olduğunu bulun ve onu dileyin..
"ya tutarsa" diye diye içine ettiğiniz gölden,
bir zahmet artık bir kase yoğurt tutturun..
almak için verenle, özünden vereni ayırt edin..
dakka başı "hayırlısı" diyene daha fazla merhamet edin..
size duymak istediğiniz güzel, hoş ve sıradanlaşmış dileklerimi göndermediğim için,
beni hoş görün..
ve o tür mesajları heyecanla beğenen kendinizi affedin..
tüm bunlar olup biterken 1 ocak tarihini göremeyecek pek çok insanın da,
siz bu satırları okurken hala nefes aldığını hatırlayın..
ne sakalım var..
ne de kırmızı bir şapkam..
bence en iyisi siz bu söylediklerimi de
es geçin..
bir yıl önce kendinize verdiğiniz tüm sözler gibi
bunları da es geçin..
"yeni yılda", 30.12.2012, yeni yayın sayfamda
30 Aralık 2012 Pazar
29 Aralık 2012 Cumartesi
alış veriş sepetim
bugün.. süpermarketin birinde..
malum yılbaşı öncesi..
kalabalık..
yaşlı bir adam..
daha da yaşlı bir kadını tekerlekli iskemlede gezdiriyordu..
kadın..
en az market arabasının arkasına oturtulmuş çocuklar kadar şendi..
ışıl ışıl gözleri, yapay ışıkların hemen hepsini,
masumca yenmişti...
yaşam;
renkli renkli reyonlarla dolu..
bereketli..
hareketli..
bir oyun alanı..
peki, biz bu alanda hangi duygularla geziniyor
ve nasıl alış veriş yapıyoruz?
azimli ve kararlı görünüşümüzün altında
sadece görevi yapıp çıkmak mı var?
rastgele sepet doldurup dolduruşa gelenlerden miyiz?
itiraf edelim, en kuytu köşemiz neresi?
hiç hırsızlık geçiyor mu aklımızdan?
promosyonlarla karnımızı doyurup kaçtığımız oluyor mu arada?
son kullanma tarihi demişken..
neyin tarihini geçiriyoruz sürekli?
saçma ve gereksiz bulduğumuz ürünler kapış kapış giderken fal taşı gözlerimize dikkat ediyor muyuz hiç?
en üste rafa uzanamadığımızda nasıl yardım istiyoruz?
para dışında ne bırakıyoruz orada?
kasadaki kıza.. pardon.. yoksa genç bir delikanlı mı o?
"bir poşet daha" yerine ne diyoruz?
ne geliyor da dilimizin ucuna yutuyoruz geri?
listeyi biz mi hazırlıyoruz?
yoksa..
tutuşturuyorlar mı elimize?
"organik de organik" diye dolanırken..
hangi yapaylıklarımızdan arınma telaşındayız?
ıslık çalıp şarkı mırıldanıyor muyuz hiç sırada beklerken?
sahi, neyi bekliyoruz ki biz?
ben bir kadın gördüm bugün..
yaşamın tam da göbeğinde..
gülümsedi, gülümsedim...
keyifli bir alış, keyifli bir verişti vesselam...
tüm o kalabalık içinde..
o vardı..
yuvarlanıp gitse de o...
kesinlikle vardı!
"alış veriş sepetim", 29.12.2012, bir gülümseyişte
malum yılbaşı öncesi..
kalabalık..
yaşlı bir adam..
daha da yaşlı bir kadını tekerlekli iskemlede gezdiriyordu..
kadın..
en az market arabasının arkasına oturtulmuş çocuklar kadar şendi..
ışıl ışıl gözleri, yapay ışıkların hemen hepsini,
masumca yenmişti...
yaşam;
renkli renkli reyonlarla dolu..
bereketli..
hareketli..
bir oyun alanı..
peki, biz bu alanda hangi duygularla geziniyor
ve nasıl alış veriş yapıyoruz?
azimli ve kararlı görünüşümüzün altında
sadece görevi yapıp çıkmak mı var?
rastgele sepet doldurup dolduruşa gelenlerden miyiz?
itiraf edelim, en kuytu köşemiz neresi?
hiç hırsızlık geçiyor mu aklımızdan?
promosyonlarla karnımızı doyurup kaçtığımız oluyor mu arada?
son kullanma tarihi demişken..
neyin tarihini geçiriyoruz sürekli?
saçma ve gereksiz bulduğumuz ürünler kapış kapış giderken fal taşı gözlerimize dikkat ediyor muyuz hiç?
en üste rafa uzanamadığımızda nasıl yardım istiyoruz?
para dışında ne bırakıyoruz orada?
kasadaki kıza.. pardon.. yoksa genç bir delikanlı mı o?
"bir poşet daha" yerine ne diyoruz?
ne geliyor da dilimizin ucuna yutuyoruz geri?
listeyi biz mi hazırlıyoruz?
yoksa..
tutuşturuyorlar mı elimize?
"organik de organik" diye dolanırken..
hangi yapaylıklarımızdan arınma telaşındayız?
ıslık çalıp şarkı mırıldanıyor muyuz hiç sırada beklerken?
sahi, neyi bekliyoruz ki biz?
ben bir kadın gördüm bugün..
yaşamın tam da göbeğinde..
gülümsedi, gülümsedim...
keyifli bir alış, keyifli bir verişti vesselam...
tüm o kalabalık içinde..
o vardı..
yuvarlanıp gitse de o...
kesinlikle vardı!
"alış veriş sepetim", 29.12.2012, bir gülümseyişte
18 Aralık 2012 Salı
bu kadar işte...
"geldi, gelecek, var mı, yok mu?" derken son üçün içindeyiz işte..
kimimiz; yıllar, aylar öncesinden araştırdık, okuduk, dinledik, paylaştık..
kimimiz son dönemde "acaba?" diye merak ettik, kulak kabarttık...
kimimiz olayı sadece dünyadaki iki köye indirgedik..
tv yapımcıları işe yarar yaramaz bir gündem yakaladı, kullanıyor sonuna kadar..
çoğu hali hazırdaki bilimin insanları "zırvalık" diyip işin içinden kendince çıkıyor..
işte öyle ortaya karışık bir 21 aralık muhabbeti döndükçe dönüyor..
herkes şu kanaate vardı ki, öyle kıyamet falan kopmayacak..
yine de, bana göre..
hala kıyamet kavramı yeterince yerine oturmadı..
bunca dönen lafın arasında,
benim takip edebildiklerimin içinde,
alternatif bir tanım, algı sunmak isteyenler çoğunlukla susturuldu...
ya da geçiştirildi...
sonuç..
çoğumuz günlük hengamenin içindeyiz hala...
bir gün herkes kendi kıyametinin farkına varacak elbette...
ben benimkinin keyfini çıkarıyorum şu aralar..
yavaş yavaş yok olurken yavaş yavaş var oluyorum...
ruh halim savrulup duruyor ve ilk defa bundan korkmuyorum..
tam tersi güveniyorum...
inişlerden çıkışım hızlandı..
omurilik farkındalığım tavan yaptı..
ağrı, sızı, acıdan uzak, derin ve merakla izlediğim bir titreşim bu..
elektriklerle bir derdim olmadı..
odamdaki lamba arka arkaya sorun çıkardı hepsi bu...
koku duyum son derece hassaslaştı...
samimi, içten, sıcak hatta misafirperver gibi görünen
her türlü tutumun arkasında var olan başka ve tam tersi niyetler çok net görünür
ve sezilir oldu..
tüm dünyada olan biten bunca kargaşa ve olumsuzluğa isyanım duruldu...
her şeyin olması gerektiği gibi olduğu kavramı yayıldıkça yayılıyor içimde..
serin, berrak bir enerji var bir tarafta..
bir tarafım çok derin bir yorgunlukta...
mona lisa'yı kavramak diyorum ben bu duruma...
en çok rekabet halinde olanların maskeleri parlaklaştı..
kendileri ya da başkaları fark etmiyor...
uçan kuşa günahını satmak isteyenlerin son demleri, biliyorum...
yeni insanlara niyet ederken..
şu aralar en çok destek verenler eskilerden..
onlarla bağım başka boyutta güçleniyor sanki..
gerçek bir paylaşım dönemine giden
bilinmedik bir tünel bu...
yazının başındaki kelimeler bile geride kaldı..
hızlı.. hızlı ve güvenli...
hem tanıdık hem de belirsiz bir süreç..
bu dönemden sonlaşan iletiler,
sonlaşan mesajlarsa bunlar..
bu kadar işte..
"bu kadar işte", 18.12.2012, dolu bir boşlukta
kimimiz; yıllar, aylar öncesinden araştırdık, okuduk, dinledik, paylaştık..
kimimiz son dönemde "acaba?" diye merak ettik, kulak kabarttık...
kimimiz olayı sadece dünyadaki iki köye indirgedik..
tv yapımcıları işe yarar yaramaz bir gündem yakaladı, kullanıyor sonuna kadar..
çoğu hali hazırdaki bilimin insanları "zırvalık" diyip işin içinden kendince çıkıyor..
işte öyle ortaya karışık bir 21 aralık muhabbeti döndükçe dönüyor..
herkes şu kanaate vardı ki, öyle kıyamet falan kopmayacak..
yine de, bana göre..
hala kıyamet kavramı yeterince yerine oturmadı..
bunca dönen lafın arasında,
benim takip edebildiklerimin içinde,
alternatif bir tanım, algı sunmak isteyenler çoğunlukla susturuldu...
ya da geçiştirildi...
sonuç..
çoğumuz günlük hengamenin içindeyiz hala...
bir gün herkes kendi kıyametinin farkına varacak elbette...
ben benimkinin keyfini çıkarıyorum şu aralar..
yavaş yavaş yok olurken yavaş yavaş var oluyorum...
ruh halim savrulup duruyor ve ilk defa bundan korkmuyorum..
tam tersi güveniyorum...
inişlerden çıkışım hızlandı..
omurilik farkındalığım tavan yaptı..
ağrı, sızı, acıdan uzak, derin ve merakla izlediğim bir titreşim bu..
elektriklerle bir derdim olmadı..
odamdaki lamba arka arkaya sorun çıkardı hepsi bu...
koku duyum son derece hassaslaştı...
samimi, içten, sıcak hatta misafirperver gibi görünen
her türlü tutumun arkasında var olan başka ve tam tersi niyetler çok net görünür
ve sezilir oldu..
tüm dünyada olan biten bunca kargaşa ve olumsuzluğa isyanım duruldu...
her şeyin olması gerektiği gibi olduğu kavramı yayıldıkça yayılıyor içimde..
serin, berrak bir enerji var bir tarafta..
bir tarafım çok derin bir yorgunlukta...
mona lisa'yı kavramak diyorum ben bu duruma...
en çok rekabet halinde olanların maskeleri parlaklaştı..
kendileri ya da başkaları fark etmiyor...
uçan kuşa günahını satmak isteyenlerin son demleri, biliyorum...
yeni insanlara niyet ederken..
şu aralar en çok destek verenler eskilerden..
onlarla bağım başka boyutta güçleniyor sanki..
gerçek bir paylaşım dönemine giden
bilinmedik bir tünel bu...
yazının başındaki kelimeler bile geride kaldı..
hızlı.. hızlı ve güvenli...
hem tanıdık hem de belirsiz bir süreç..
bu dönemden sonlaşan iletiler,
sonlaşan mesajlarsa bunlar..
bu kadar işte..
"bu kadar işte", 18.12.2012, dolu bir boşlukta
13 Aralık 2012 Perşembe
he deyip geç...
yıl biterken facebook "bir bak bakalım 2012 yılını nasıl geçirmişsin" diye bir özet yapmış.. sağ olsun.. ben, kendi değerlendirmemi yapmaktan öte ve acizim çünkü bir destek vermiş... ben neyi ne kadar paylaşma gereği duyduysam ondan bir çıkarım yapmış kendince..
bu özete göre muhteşem bir 2012 geçirmişim.. aşkla ilgili paylaştığım bir dostoyevski sözü hit olmuş.. izmir için yazdığım bir şey, bir de bayram mesajım özete damgasını vurmuş... en mutlu karelerim elbette yine izmir'de geçmiş... ilginç...insan yapımı bir program hayatımın en önemli anlarına benim adıma karar vermiş...
hem de 10 değil, 30 değil, 20 kare seçmiş... bir mantığı vardır elbette...
kendimi face bağımlısı biri olarak görüyorum.. eğer, cep telefonumdan bile kullanma gereği duyuyorsam bence kesinlikle öyle.. bir de öylesine hesabı olanlar var.. özendiğim insanlar..onlar hesaplarını yönetiyor, hesapları onların yaşamını değil.. onlara nasıl bir özet sundu acaba diye merak ediyorum.. daha gerçekçi olduğuna eminim.. sahici ve gereği kadar yapılan paylaşımlarda daha özgün kareler çıkması muhtemel...
bugün iyi başlamadım güne... mutlu, huzurlu, dengeli, neşeli falan da değilim.. hatta tam tersi.. sıkkın ve bıkkın bir haldeyim.. dibine kadar da bu ruh halimi ağırlıyorum kendimde... birileri de beni dinlesin istiyorum şu anda... hiç bir halt söylemeden öylece dinlemesini... anlamasını da beklemiyorum.. yapamaz çünkü.. bu karanlığın içine kimse dalamaz... izin de vermem zaten...
bugün facebook "bak ne güzel bir yıl geçirdin" dedi diye bu durumu değiştirecek değilim... "bu yılım nasıl geçti gerçekten" diye kafa yoracak da değilim.. geldi, yaşanıyor ve de gidecek... iyi de geldi, vasat da, kötü de... nasıl olsa yukarıda bir yerde her şey dengede...bunu bilmek benim için yeterli..
diyeceğim o ki facebook, "ben bu zaman tünelini boşuna çıkarmadım, al işte bak sana hediye" diye bir jest yapmışsın kendince.. eyvallah... diğer yandan, ben bütün sene boyunca ne kadar çok anda kalmakla!!! ilgili paylaşım yaptım biliyor musun sen..? neden onların hesabını tutmadın da, "baaaak senin paylaşım geçmişin!! bu" diyorsun bana...? belki henüz hazır değilim bu kadar sahte ben görmeye karşımda pat diye.. ben sana bir şeyler yazıyorum işte..arada bir sahici şeyler üstelik...bir sürü ilginç yaşam, türlü türlü maske gören sensin... çentik atacağına "he" deyip geçsen ne olur ki?
"he deyip geç..", 13.12.2012, anda...
bu özete göre muhteşem bir 2012 geçirmişim.. aşkla ilgili paylaştığım bir dostoyevski sözü hit olmuş.. izmir için yazdığım bir şey, bir de bayram mesajım özete damgasını vurmuş... en mutlu karelerim elbette yine izmir'de geçmiş... ilginç...insan yapımı bir program hayatımın en önemli anlarına benim adıma karar vermiş...
hem de 10 değil, 30 değil, 20 kare seçmiş... bir mantığı vardır elbette...
kendimi face bağımlısı biri olarak görüyorum.. eğer, cep telefonumdan bile kullanma gereği duyuyorsam bence kesinlikle öyle.. bir de öylesine hesabı olanlar var.. özendiğim insanlar..onlar hesaplarını yönetiyor, hesapları onların yaşamını değil.. onlara nasıl bir özet sundu acaba diye merak ediyorum.. daha gerçekçi olduğuna eminim.. sahici ve gereği kadar yapılan paylaşımlarda daha özgün kareler çıkması muhtemel...
bugün iyi başlamadım güne... mutlu, huzurlu, dengeli, neşeli falan da değilim.. hatta tam tersi.. sıkkın ve bıkkın bir haldeyim.. dibine kadar da bu ruh halimi ağırlıyorum kendimde... birileri de beni dinlesin istiyorum şu anda... hiç bir halt söylemeden öylece dinlemesini... anlamasını da beklemiyorum.. yapamaz çünkü.. bu karanlığın içine kimse dalamaz... izin de vermem zaten...
bugün facebook "bak ne güzel bir yıl geçirdin" dedi diye bu durumu değiştirecek değilim... "bu yılım nasıl geçti gerçekten" diye kafa yoracak da değilim.. geldi, yaşanıyor ve de gidecek... iyi de geldi, vasat da, kötü de... nasıl olsa yukarıda bir yerde her şey dengede...bunu bilmek benim için yeterli..
diyeceğim o ki facebook, "ben bu zaman tünelini boşuna çıkarmadım, al işte bak sana hediye" diye bir jest yapmışsın kendince.. eyvallah... diğer yandan, ben bütün sene boyunca ne kadar çok anda kalmakla!!! ilgili paylaşım yaptım biliyor musun sen..? neden onların hesabını tutmadın da, "baaaak senin paylaşım geçmişin!! bu" diyorsun bana...? belki henüz hazır değilim bu kadar sahte ben görmeye karşımda pat diye.. ben sana bir şeyler yazıyorum işte..arada bir sahici şeyler üstelik...bir sürü ilginç yaşam, türlü türlü maske gören sensin... çentik atacağına "he" deyip geçsen ne olur ki?
"he deyip geç..", 13.12.2012, anda...
9 Aralık 2012 Pazar
batı dilinde aşina bir hikaye...
hikayelerin içinde doğduğu, yoğrulduğu toprakların ona has bir dili vardır..
ifade şekli...imgeleri ve görselliği.. melodisi.. kokusu.. dokunuşu...
batı sevmiştir kendi dilinde ve kendine diyar diyar uzak yerlerdeki oryantal bulduğu hikayeleri anlatmayı...
müziğini.. kostümünü vermiştir...
gizemli saraylar, tütsü kokulu kadınlar peçeler ardından kadife perdelere yansımıştır..
kendini anlattığı kadar o hikayeleri de opera ve bale diline uyarlamıştır..
bu sefer bize yakın topraklara ait ve aşina olduğumuz hikayeyi
batı dili ve üslubu ile anlatmayı seçen de bizden...
Yusuf ile Züleyha..
opera tadında yine sahnede...
İstanbul'dalar...
Türkçe söylüyorlar diyeceklerini..
Türkçe anlatıyorlar aşklarını..
ben alışkın değilim..
tüm hikayenin böyle detaylı detaylı sahnede anlatılmasına..
bana tanıdık operalarda ben hep hikayenin dönüm noktalarını sahnede izlemiş,
hikayenin derin kısmını ise başka kaynaklardan okuma, anlama ihtiyacı duymuşumdur...
dün öyle olmadı...
bolca söz vardı.. her şey açık açık sahnedeydi..
o yüzden doymadım, doyamadım müziğe..
çok da gelmedi kulağıma...
akıp karışamadım hikayeye..
müzikal tadı aldım daha çok takip ederken librettoyu..
güzellik ve erdemin simgesi Yusuf ile,
aşkın simgesi Züleyha'yı dinlerken...
benim için tüm dönüm noktalarını Züleyha söyledi..
tüm hikayenin de özünü..
"reddedilen kadın affetmez" dedi önce..
aşk acısıyla yoğrulurken..
affetmemesi sonra çok daha yüce bir duyguya dönüştü...
"vücut köleliğinden kurtuldum, senin kulundum, artık Tanrı'nın kuluyum" dedi..
söyledi...söyledi.. şarkı oldu...aşk oldu...ses oldu..ve sadece oldu sahnede Züleyha...
bu hikaye tutar mı...
tahminim..
kesinlikle evet...
dünyevi aşktan..
ilahi olana yolculuk..
batı dilinde olsa da...
içtenlikle ve alkışla tutar...
erdemli bir erkekle aşık bir kadın..
sürekli arayış içindeki ruhlarımızda..
her zaman yer bulur ve perde açar...
bana göre...
"batı dilinde aşina bir hikaye", 08.12.2012, kadıköy
ifade şekli...imgeleri ve görselliği.. melodisi.. kokusu.. dokunuşu...
batı sevmiştir kendi dilinde ve kendine diyar diyar uzak yerlerdeki oryantal bulduğu hikayeleri anlatmayı...
müziğini.. kostümünü vermiştir...
gizemli saraylar, tütsü kokulu kadınlar peçeler ardından kadife perdelere yansımıştır..
kendini anlattığı kadar o hikayeleri de opera ve bale diline uyarlamıştır..
bu sefer bize yakın topraklara ait ve aşina olduğumuz hikayeyi
batı dili ve üslubu ile anlatmayı seçen de bizden...
Yusuf ile Züleyha..
opera tadında yine sahnede...
İstanbul'dalar...
Türkçe söylüyorlar diyeceklerini..
Türkçe anlatıyorlar aşklarını..
ben alışkın değilim..
tüm hikayenin böyle detaylı detaylı sahnede anlatılmasına..
bana tanıdık operalarda ben hep hikayenin dönüm noktalarını sahnede izlemiş,
hikayenin derin kısmını ise başka kaynaklardan okuma, anlama ihtiyacı duymuşumdur...
dün öyle olmadı...
bolca söz vardı.. her şey açık açık sahnedeydi..
o yüzden doymadım, doyamadım müziğe..
çok da gelmedi kulağıma...
akıp karışamadım hikayeye..
müzikal tadı aldım daha çok takip ederken librettoyu..
güzellik ve erdemin simgesi Yusuf ile,
aşkın simgesi Züleyha'yı dinlerken...
benim için tüm dönüm noktalarını Züleyha söyledi..
tüm hikayenin de özünü..
"reddedilen kadın affetmez" dedi önce..
aşk acısıyla yoğrulurken..
affetmemesi sonra çok daha yüce bir duyguya dönüştü...
"vücut köleliğinden kurtuldum, senin kulundum, artık Tanrı'nın kuluyum" dedi..
söyledi...söyledi.. şarkı oldu...aşk oldu...ses oldu..ve sadece oldu sahnede Züleyha...
bu hikaye tutar mı...
tahminim..
kesinlikle evet...
dünyevi aşktan..
ilahi olana yolculuk..
batı dilinde olsa da...
içtenlikle ve alkışla tutar...
erdemli bir erkekle aşık bir kadın..
sürekli arayış içindeki ruhlarımızda..
her zaman yer bulur ve perde açar...
bana göre...
"batı dilinde aşina bir hikaye", 08.12.2012, kadıköy
4 Aralık 2012 Salı
aşureden seçmeler
ben kendim hiç denemedim..
sağolsunlar getiriyorlar..
ben de bereketleri gani gani artsın diye dua ederek afiyetle yiyorum...
herkesin kendi eli var, kendi lezzeti, içine kattığı sevgisi..
farklı farklı dünyalar tadıyorum sanki ben..
annem de bir süredir niyetleniyor yapmak için..
çok da güzel yapar..
hatta bu konuda epey hayranları var diyebilirim..
"senin ki başka bir güzel oluyor" diye..
yine de aldı bizimkini bir telaş..
ona göre Nuh'un Gemisinde hiç bir şey eksik kalmayacak..
malzeme listeleri hazırlandı..
şundan şu gram, bundan bu kadar bardak...
her şey güzel..
sonra birden demez mi, "buğdayları blenderdan geçirenler varmış" diye..
"imdaaat"
işte orada dur..
olmaz olamaz.. ben en çok buğdayı seviyorum içinde..
erimesin o, yok olmasın..
keşkek değil ki bu, aşure..
o bütünlüğün içinde
her şey tek tek ağıza gelecek..
sen bulmaca çözer gibi "aaa bu da varmış" diyeceksin..
işin zevki tadı tuzu orada zaten..
yok öyle oyun bozanlık..
hem ben herkesin bu dünyada özgün bir yeri var diye attım kendimi ortalığa
sağa sola ahkam kesiyorum..
yok efendim o buğday kendi bireyselliğini koruyacak...
lütfen sen kendi bildiğin gibi yapar mısın anne..
hepimizin bir bolluk bereket tenceresi var..
o bir oyun alanı..
kimimiz taneler peşinde kimimiz meyveler ya da baharatlar..
renkli ve yaratıcı bir tencere bu...
ne kadar hayal o kadar çeşit..
ne kadar hoş görü o kadar davet...
hımmm...
kendiminkini düşünüyorum şimdi...
ben kimyonu çok severim örneğin...
hiç deneyen var mı?
aşurede yani..
duyamadım pardon
biri "imdat" mı dedi?
"aşureden seçmeler", 04.12.2012, koca tencerenin dibinde
sağolsunlar getiriyorlar..
ben de bereketleri gani gani artsın diye dua ederek afiyetle yiyorum...
herkesin kendi eli var, kendi lezzeti, içine kattığı sevgisi..
farklı farklı dünyalar tadıyorum sanki ben..
annem de bir süredir niyetleniyor yapmak için..
çok da güzel yapar..
hatta bu konuda epey hayranları var diyebilirim..
"senin ki başka bir güzel oluyor" diye..
yine de aldı bizimkini bir telaş..
ona göre Nuh'un Gemisinde hiç bir şey eksik kalmayacak..
malzeme listeleri hazırlandı..
şundan şu gram, bundan bu kadar bardak...
her şey güzel..
sonra birden demez mi, "buğdayları blenderdan geçirenler varmış" diye..
"imdaaat"
işte orada dur..
olmaz olamaz.. ben en çok buğdayı seviyorum içinde..
erimesin o, yok olmasın..
keşkek değil ki bu, aşure..
o bütünlüğün içinde
her şey tek tek ağıza gelecek..
sen bulmaca çözer gibi "aaa bu da varmış" diyeceksin..
işin zevki tadı tuzu orada zaten..
yok öyle oyun bozanlık..
hem ben herkesin bu dünyada özgün bir yeri var diye attım kendimi ortalığa
sağa sola ahkam kesiyorum..
yok efendim o buğday kendi bireyselliğini koruyacak...
lütfen sen kendi bildiğin gibi yapar mısın anne..
hepimizin bir bolluk bereket tenceresi var..
o bir oyun alanı..
kimimiz taneler peşinde kimimiz meyveler ya da baharatlar..
renkli ve yaratıcı bir tencere bu...
ne kadar hayal o kadar çeşit..
ne kadar hoş görü o kadar davet...
hımmm...
kendiminkini düşünüyorum şimdi...
ben kimyonu çok severim örneğin...
hiç deneyen var mı?
aşurede yani..
duyamadım pardon
biri "imdat" mı dedi?
"aşureden seçmeler", 04.12.2012, koca tencerenin dibinde
3 Aralık 2012 Pazartesi
her an...
"her an; aynı anda hem kavuşma
hem de ayrılıktır
eğer görmeyi ve yaşamayı seçersek" dedi kadın..
donuk bir halde...
ve gözlerini engin maviliği öylesine kirleten şehir görüntüsünden çekip
adama yöneltti...
onun gözlerine baktı.. ya da öyle bir şey..
bunu neden yaptığını o da bilmiyordu ya...
çünkü orada kendi yansımasını ta başından beri hiç görmemişti...
yine görmemeyi umarak baktı...
o deliklerden içeri süzülen
adamın kalbine gömülü diğer kadınlara
son kez baktı...
"ben gidiyorum" diye ekledi kadın...
"beni sürekli itmenden yoruldum..
senin, seni iteni beklerken ki sızlanmalarından da usandım...
kendini layık gördüğün kişi kadar özgürsün...
ben bu alanda yokum... hiç bir zaman da olmadım...
her şey yanılsamalardan ibaretti...
hepsi bu..."
her konuşma; hem hayal
hem de gerçektir diye geçirdi içinden...
ve kaldığı satırdan okumaya devam etti kadın..
bir kez daha yineleyerek onu gülümseten cümleyi...
"her anlamda birlikte olmayı istediğim ve
her anlamda benimle birlikte olmak isteyen bir erkeği
yaşamıma çekiyorum..."
güzel bir kitaptı vesselam...
"her an", 01.12.2012, hoşçakal'ın anlamını yitirdiği yerde
hem de ayrılıktır
eğer görmeyi ve yaşamayı seçersek" dedi kadın..
donuk bir halde...
ve gözlerini engin maviliği öylesine kirleten şehir görüntüsünden çekip
adama yöneltti...
onun gözlerine baktı.. ya da öyle bir şey..
bunu neden yaptığını o da bilmiyordu ya...
çünkü orada kendi yansımasını ta başından beri hiç görmemişti...
yine görmemeyi umarak baktı...
o deliklerden içeri süzülen
adamın kalbine gömülü diğer kadınlara
son kez baktı...
"ben gidiyorum" diye ekledi kadın...
"beni sürekli itmenden yoruldum..
senin, seni iteni beklerken ki sızlanmalarından da usandım...
kendini layık gördüğün kişi kadar özgürsün...
ben bu alanda yokum... hiç bir zaman da olmadım...
her şey yanılsamalardan ibaretti...
hepsi bu..."
her konuşma; hem hayal
hem de gerçektir diye geçirdi içinden...
ve kaldığı satırdan okumaya devam etti kadın..
bir kez daha yineleyerek onu gülümseten cümleyi...
"her anlamda birlikte olmayı istediğim ve
her anlamda benimle birlikte olmak isteyen bir erkeği
yaşamıma çekiyorum..."
güzel bir kitaptı vesselam...
"her an", 01.12.2012, hoşçakal'ın anlamını yitirdiği yerde
30 Kasım 2012 Cuma
sırf merakımdan...
ne kadar da meraklısın değil mi etiketlemeye?
markalaştırmaya?
benim.. onun.. demeye..
iyi kötü dediniz..
yetmedi, güzel çirkin...
kıyaslamak için ne de afili teraziler yarattınız..
çocuk parkında eğlenir gibi..
tahterevallide gibi.. hooop bir yukarı bir aşağı...
bıyıklar sakallar tükürükle doldu yine yetmedi size...
bizden olanlar.. onlar.. şunlar.. ötekiler..
hatta ilahi olanı bile bu boyuta indirgediniz...
cennet cehennem dediniz..
peki benden ne istediniz?
ben.. olduğum gibi olma derdinde..
toprak..su..güneş..peşinde..
umut ve sevgiyle..
sarı mantomla..
nasıl da tatlı ve sulu...
oradan oraya yuvarlanan..
sahi neden etiketlediniz beni?...
ey yapıştırıcı insan...
sana soruyorum..
ben bir küçük mandalinayım da...
sen gerçekten kimsin acaba?
"sırf merakımdan", 30.11.2012, yapışkanın olduğu yerde..
markalaştırmaya?
benim.. onun.. demeye..
iyi kötü dediniz..
yetmedi, güzel çirkin...
kıyaslamak için ne de afili teraziler yarattınız..
çocuk parkında eğlenir gibi..
tahterevallide gibi.. hooop bir yukarı bir aşağı...
bıyıklar sakallar tükürükle doldu yine yetmedi size...
bizden olanlar.. onlar.. şunlar.. ötekiler..
hatta ilahi olanı bile bu boyuta indirgediniz...
cennet cehennem dediniz..
peki benden ne istediniz?
ben.. olduğum gibi olma derdinde..
toprak..su..güneş..peşinde..
umut ve sevgiyle..
sarı mantomla..
nasıl da tatlı ve sulu...
oradan oraya yuvarlanan..
sahi neden etiketlediniz beni?...
ey yapıştırıcı insan...
sana soruyorum..
ben bir küçük mandalinayım da...
sen gerçekten kimsin acaba?
"sırf merakımdan", 30.11.2012, yapışkanın olduğu yerde..
27 Kasım 2012 Salı
mavi zambaklar..
bu sabah öyle bir kış güneşi vurdu ki cama...
perdemi tıklattı usulca..
açtım..araladım.. buyur ettim..
içime çektim...
onun gibi "ifade edebilir miyim" ki bu ışığı..
bu tonlamayı.. bu vurguyu..
bu tazeliği..
onun gibi duru.. ve yumuşak..
dişi enerjinin şefkati ve iyileştirici gücüyle...
pembeler lilaya dönerken..
çok tatlı bir yeşile kavuşurken..
"japon köprüsü"nden geçerken...
bir umudu bir güne bağlar mıyım..
ya da güllerle bezenmiş bir yol olur muyum..
karşı pencereye..
bir dostun yüzüne...
ben hep kabarmış gönüllerden yaratılmış eserler gördüm...
dellenmeyi bekledim sabırla..
akmak için..
yazı olup rahata ermek için...
bana gösterdin ya...
ruhun engin dinginliğinin eşsiz yansımalarını...
yüz yıldan fazla zaman geçmiş bir fırça darbenin üstünden..
ben yine de kucakladım ya o nilüferleri...
"mavi zambaklar" a bayıldım ya ben hani...
görür görmez o denli tanıdık, o denli heyecan verici...
işte o an tanıdım seni...
gönüllerine ağır kadifeler döşemiş nice insan varken..
gözlerine perdeler mi inmiş...
kimin umurunda?...
her şeyin birbirine mi karışmış zamanla..
kimin umurunda?...
sen ve mavi zambakların varken...
ben buyur etmişken kış güneşini...
yaşamı ıskalayanlar..
kimin umurunda?...
"mavi zambaklar", 24.11.2012, atlı köşk
perdemi tıklattı usulca..
açtım..araladım.. buyur ettim..
içime çektim...
onun gibi "ifade edebilir miyim" ki bu ışığı..
bu tonlamayı.. bu vurguyu..
bu tazeliği..
onun gibi duru.. ve yumuşak..
dişi enerjinin şefkati ve iyileştirici gücüyle...
pembeler lilaya dönerken..
çok tatlı bir yeşile kavuşurken..
"japon köprüsü"nden geçerken...
bir umudu bir güne bağlar mıyım..
ya da güllerle bezenmiş bir yol olur muyum..
karşı pencereye..
bir dostun yüzüne...
ben hep kabarmış gönüllerden yaratılmış eserler gördüm...
dellenmeyi bekledim sabırla..
akmak için..
yazı olup rahata ermek için...
bana gösterdin ya...
ruhun engin dinginliğinin eşsiz yansımalarını...
yüz yıldan fazla zaman geçmiş bir fırça darbenin üstünden..
ben yine de kucakladım ya o nilüferleri...
"mavi zambaklar" a bayıldım ya ben hani...
görür görmez o denli tanıdık, o denli heyecan verici...
işte o an tanıdım seni...
gönüllerine ağır kadifeler döşemiş nice insan varken..
gözlerine perdeler mi inmiş...
kimin umurunda?...
her şeyin birbirine mi karışmış zamanla..
kimin umurunda?...
sen ve mavi zambakların varken...
ben buyur etmişken kış güneşini...
yaşamı ıskalayanlar..
kimin umurunda?...
"mavi zambaklar", 24.11.2012, atlı köşk
19 Kasım 2012 Pazartesi
vardır.. vardır...
her işte bir hayır vardır sözünde ya da inancında her neyse, geçen; fayda, yarar, iyilik vs gibi olumlu anlamlar içeren hayır sözcüğünün, birilerini, bir teklifi, durumu, olayı, isteği reddetmek için kullandığımız hayır! yanıtındaki , anlam olarak olumsuz kelime ile aynı söylenişte olmasını siz de hiç düşündünüz mü ? bu bir ironi mi, sanmıyorum.. tam tersi çok hayırlı bir tesadüf! bana göre...
nedeni basit.. siz Tanrı'dan, evrenden kısaca ilahi ve kusursuz, engin bir düzenden, kaynaktan bir şey talep edersiniz.. olmayınca da, "vardır bir hayır" dersiniz.. kabul ettiğiniz şey aslında talebinize basitçe "hayır!" yanıtı verilmesidir... bu Tanrı'nın ve inancınıza göre türevlerinin size "cıııssss.. ben senin için en iyisini bilir ve isterim, o dediğin olmaz" demesidir... çünkü, o isteğin gerçekleşmesi sadece seni değil, başkalarını ve bütünü de etkileyecektir ve eğer onların çıkarları için bu durum iyi değilse, doğrudan "hayır!" yanıtını alırsın.. sonra da "vardır bir hayır" diyip oturur beklersin ve olayın tamamını görmeye çalışırsın..ancak sadece çalışırsın.. o kadar..
mikro düzende her şey dengesizdir, basitçe adil değildir veya kaostur diyelim... enerjiler arasında denge yoktur.. dengede olan makro düzendir.. ve sen makroyu göremediğin için sana veya durumuna göre algılayabildiğin mikro adaletsizliğine boyun eğersin... peki.. makro sana her zaman gösterilir mi... basitçe "hayır!".. sen mikro düzendeki dersini alsan dahi, her zaman makro sana gösterilmez.. o görünen, bulunan, anlamaya çalışılan değildir çünkü.. gösterilendir.. sen bir zaman sonra senin için daha iyi sonuçlar doğurduğuna inandığın bir durumla karşılaşır ve "varmış işte bir hayır" dersin... sabrın ödülünü almak istersin, adaletin olduğuna inanmak istersin çok doğal olarak.. o kadar... peki o zaman yine de duruma hakim misindir.. "hayır!".. çünkü bir de olayın diğer boyutu vardır.. her olumlu görünen de bütünde, büyük resimde hayırlı olmayabilir... sadece yeni bir ders için sana izin verilir...
"vardır her işte bir hayır" demek insanı rahatlatır.. yeniden yola devam için huzur verir, azim verir, düzene inancını güçlendirir... diğer yandan bunun üzerine kurulu bir yaşam, insanı çakma polyanna rolü tuzağına düşürebilir..
polyanna karşısında sadece iki grup vardır... ona gülüp geçenler.. sorgusuz sualsiz peşinden gidenler.. sen yoluna devam et.. varsa hayır vardır, bunu hiç bir zaman TAM olarak göremeyeceksin, asıl olarak bunu kabul et ve yoluna devam et... sen söylemlerinle değil; yaşamınla, hataların ve tüm duygularınla insanlara ilham olduğunda karşında bir sürü seçenek yaratırsın... kızanların olur, onaylamayanların, sevenlerin, kıskananların, özenenlerin, beslediklerin ve beslendiklerin.. ne kadar çok seçenek.. o kadar çok özgürlük.. o kadar çok olasılık... ve o kadar çok EVET..
"vardır.. vardır..",18.11.2012,"evet"lerimi aradığım her yerde...
nedeni basit.. siz Tanrı'dan, evrenden kısaca ilahi ve kusursuz, engin bir düzenden, kaynaktan bir şey talep edersiniz.. olmayınca da, "vardır bir hayır" dersiniz.. kabul ettiğiniz şey aslında talebinize basitçe "hayır!" yanıtı verilmesidir... bu Tanrı'nın ve inancınıza göre türevlerinin size "cıııssss.. ben senin için en iyisini bilir ve isterim, o dediğin olmaz" demesidir... çünkü, o isteğin gerçekleşmesi sadece seni değil, başkalarını ve bütünü de etkileyecektir ve eğer onların çıkarları için bu durum iyi değilse, doğrudan "hayır!" yanıtını alırsın.. sonra da "vardır bir hayır" diyip oturur beklersin ve olayın tamamını görmeye çalışırsın..ancak sadece çalışırsın.. o kadar..
mikro düzende her şey dengesizdir, basitçe adil değildir veya kaostur diyelim... enerjiler arasında denge yoktur.. dengede olan makro düzendir.. ve sen makroyu göremediğin için sana veya durumuna göre algılayabildiğin mikro adaletsizliğine boyun eğersin... peki.. makro sana her zaman gösterilir mi... basitçe "hayır!".. sen mikro düzendeki dersini alsan dahi, her zaman makro sana gösterilmez.. o görünen, bulunan, anlamaya çalışılan değildir çünkü.. gösterilendir.. sen bir zaman sonra senin için daha iyi sonuçlar doğurduğuna inandığın bir durumla karşılaşır ve "varmış işte bir hayır" dersin... sabrın ödülünü almak istersin, adaletin olduğuna inanmak istersin çok doğal olarak.. o kadar... peki o zaman yine de duruma hakim misindir.. "hayır!".. çünkü bir de olayın diğer boyutu vardır.. her olumlu görünen de bütünde, büyük resimde hayırlı olmayabilir... sadece yeni bir ders için sana izin verilir...
"vardır her işte bir hayır" demek insanı rahatlatır.. yeniden yola devam için huzur verir, azim verir, düzene inancını güçlendirir... diğer yandan bunun üzerine kurulu bir yaşam, insanı çakma polyanna rolü tuzağına düşürebilir..
polyanna karşısında sadece iki grup vardır... ona gülüp geçenler.. sorgusuz sualsiz peşinden gidenler.. sen yoluna devam et.. varsa hayır vardır, bunu hiç bir zaman TAM olarak göremeyeceksin, asıl olarak bunu kabul et ve yoluna devam et... sen söylemlerinle değil; yaşamınla, hataların ve tüm duygularınla insanlara ilham olduğunda karşında bir sürü seçenek yaratırsın... kızanların olur, onaylamayanların, sevenlerin, kıskananların, özenenlerin, beslediklerin ve beslendiklerin.. ne kadar çok seçenek.. o kadar çok özgürlük.. o kadar çok olasılık... ve o kadar çok EVET..
"vardır.. vardır..",18.11.2012,"evet"lerimi aradığım her yerde...
13 Kasım 2012 Salı
ben de..
ne kadar kırılgan ve hassas..
nasıl da cam gibi..
öylece bırakıp gittiğinde beni..
bir telaş içindeydin..
ve hangi yanın benle..
benle değildi tabi.. nasıl unuturum..
ona bıraktın beni sessizce..
bir iz gibi..
bir bilmece gibi..
bir umut gibi...
dokundu bana...
baktı merakla..
çok da sevdi beni..
ama seni sevdiği gibi değil..
dolaştım tek tek..
o mu arıyordu seni..
yoksa ben mi..
ben, seni mi arıyordum yoksa..
bir basamakta kalmıştım öylece
sen gittiğinde..
ve gece saat 12'yi vurduğunda..
bir sen gerçektin...
bir de ben..
işte yine sana geldim..
beni değil onu bekliyordun biliyorum..
beni ben olduğum için değil,
onu sana getirdiğim için sevdin, onu da biliyorum..
olsun..
sen kavuştun...
ve..
camdan tek kalmış bir ayakkabıyken ben..
ben de..
diğer tekime kavuştum..
"ben de", bir basamakta kaldığımda..
nasıl da cam gibi..
öylece bırakıp gittiğinde beni..
bir telaş içindeydin..
ve hangi yanın benle..
benle değildi tabi.. nasıl unuturum..
ona bıraktın beni sessizce..
bir iz gibi..
bir bilmece gibi..
bir umut gibi...
dokundu bana...
baktı merakla..
çok da sevdi beni..
ama seni sevdiği gibi değil..
dolaştım tek tek..
o mu arıyordu seni..
yoksa ben mi..
ben, seni mi arıyordum yoksa..
bir basamakta kalmıştım öylece
sen gittiğinde..
ve gece saat 12'yi vurduğunda..
bir sen gerçektin...
bir de ben..
işte yine sana geldim..
beni değil onu bekliyordun biliyorum..
beni ben olduğum için değil,
onu sana getirdiğim için sevdin, onu da biliyorum..
olsun..
sen kavuştun...
ve..
camdan tek kalmış bir ayakkabıyken ben..
ben de..
diğer tekime kavuştum..
"ben de", bir basamakta kaldığımda..
11 Kasım 2012 Pazar
bir şal, bir ağıt..
madem biz.. ruhsal yolculuğa çıkmış bedenler değiliz... madem biz.. bedeni deneyimlemeye gelmiş ruhlarız...
o zaman... bedensel hazlardan kaçmak niye... doya doya yaşamak.. keşfetmek.. farkına varmak..
ve ruhun...
enginliğini,
dinginliğini,
coşkusunu,
acılarını,
deneyimlerini,
bilgeliğini,
açlığını,
tokluğunu,
dilsizliğini,
yansıtmak varken bu bedenlere..
akmak varken... yaşamı akıtmak varken..
hapsolmuş gibi hissetmek... kendimizi günahkar hissetmek niye ?
bu özgürlüğü tüm hücrelerimde duyumsadığım bir ana şükretmek istiyorum yine...
görkemli bir salonda sahneye kitlenmiş gözlerim ıslanırken süzüle süzüle..
ruhum onlara delice, çılgınca, özgürce eşlik ederken..
tüm ruhların kendini ifade edişini kutsarım sadece...
dans etmek var olmaktır.. anlatmaktır.. anlamaktır...
tüm varoluşu bedensel deneyimimize, yolculuğumuza katmaktır...
kaybolmak ve kendini bulmaktır..
evrenle bir olmak.. yitmek yitirmek, yeniden kavuşmaktır..
ruhun boşluğu doldurduğu anı yaratmaktır..
ateştir.. sudur.. topraktır.. uçmaktır...havadır..candır..
sadece beden olmaktır...
sadece öz olmaktır...
suskun olup müziğe ermektir..
bu yüzden bambaşka bir boyuttur...
kuralların ötesindedir..
yaşanmışlık ve yaşanacaklardır..
mekan ve zamanın ötesidir...
işte..
geçen cuma sıradan bir karanlık çöktüğünde...
ağıtlar eşliğinde...
kadınlar ve erkekler..
kendilerinden geçip iz bıraktılar bir garip istanbula...
flamenko oldular..
vurdular.. vurdurdular yüreğimize...
ışık oldular... çağıl çağıl..
ve hatırlattılar tüm ruhların bedendeki insanlık deneyimlerini bize...
şükürler olsun..
şükürler olsun ruhun bedeni keşfine..
ve dansta huzur bulmasına...
ece, "bir şal, bir ağıt", ruhun bedeni keşfettiği anda..
o zaman... bedensel hazlardan kaçmak niye... doya doya yaşamak.. keşfetmek.. farkına varmak..
ve ruhun...
enginliğini,
dinginliğini,
coşkusunu,
acılarını,
deneyimlerini,
bilgeliğini,
açlığını,
tokluğunu,
dilsizliğini,
yansıtmak varken bu bedenlere..
akmak varken... yaşamı akıtmak varken..
hapsolmuş gibi hissetmek... kendimizi günahkar hissetmek niye ?
bu özgürlüğü tüm hücrelerimde duyumsadığım bir ana şükretmek istiyorum yine...
görkemli bir salonda sahneye kitlenmiş gözlerim ıslanırken süzüle süzüle..
ruhum onlara delice, çılgınca, özgürce eşlik ederken..
tüm ruhların kendini ifade edişini kutsarım sadece...
dans etmek var olmaktır.. anlatmaktır.. anlamaktır...
tüm varoluşu bedensel deneyimimize, yolculuğumuza katmaktır...
kaybolmak ve kendini bulmaktır..
evrenle bir olmak.. yitmek yitirmek, yeniden kavuşmaktır..
ruhun boşluğu doldurduğu anı yaratmaktır..
ateştir.. sudur.. topraktır.. uçmaktır...havadır..candır..
sadece beden olmaktır...
sadece öz olmaktır...
suskun olup müziğe ermektir..
bu yüzden bambaşka bir boyuttur...
kuralların ötesindedir..
yaşanmışlık ve yaşanacaklardır..
mekan ve zamanın ötesidir...
işte..
geçen cuma sıradan bir karanlık çöktüğünde...
ağıtlar eşliğinde...
kadınlar ve erkekler..
kendilerinden geçip iz bıraktılar bir garip istanbula...
flamenko oldular..
vurdular.. vurdurdular yüreğimize...
ışık oldular... çağıl çağıl..
ve hatırlattılar tüm ruhların bedendeki insanlık deneyimlerini bize...
şükürler olsun..
şükürler olsun ruhun bedeni keşfine..
ve dansta huzur bulmasına...
ece, "bir şal, bir ağıt", ruhun bedeni keşfettiği anda..
8 Kasım 2012 Perşembe
sözleşmelerimiz...
bazen... her şeyi bitirdiğinizi sanırsınız... size ait olanları toparlayıp uçağı terk ettiğinizi.. onu affedersiniz, tüm benliğiniz ile.. kendinizi affedersiniz tüm benliğiniz ile.. almanız gerekenleri güzelce düzenlersiniz, büyüdüğünüzü, değiştiğinizi ve yeniye açık olduğunuzu bilirsiniz artık..
yine de gizli bir şey alıkoyar sizi.. tam olarak gidemezsiniz.. bir bağ hala kalır sizin aranızda belli belirsiz.. düşünürsünüz bulamazsınız.. tam olarak çıkaramadığınız nedir diye sürekli zihninizi devreye sokarsınız... işte o an.. ruhunuzun sırası gelmiştir.. hatırlamak için...
karşımıza çıkan her kimse, onunla yaptığımız bir sözleşme var.. bu çift taraflı sorumluluk ve yükümlülük veren bir anlaşma... hatırladınız mı? o sizi büyüttü, size bir armağan verdi.. peki ya siz ? siz ona neyi anlatacak, gösterecek, hissettirecek ve hangi konuda yardımcı olacaktınız hatırlıyor musunuz? eğer kendi yükümlülükleriniz henüz sizde netleşmediyse o bunu almakta, kabul etmekte zorlanıyor olabilir.. bu yüzden o bağdan hala özgürleşememiş olabilirsiniz...ona yardım edin..
niyet.. sadece niyet edin... ona vereceğiniz armağanı hatırlamaya... ve güvenin.. o bilgi size akacaktır... sonra, ister kendinize göre bir ritüelde ister bir meditasyon anında, onun gözlerinin tam içine bakın...yüksek benliklerinizle konuştuğunuzu bilin... ve ona hediyenizi sunun.. çok mu özensiz, detaylara sizin verdiğiniz önemi vermeyen biriyle birlikteydiniz... o zaman ona "senin için küçük bir noktanın bazen başka insanlar için kocaman bir dünya olduğunu hatırlatmaya geldim... özensiz davrandığında, gerçekte değer verdiğin ve sevdiğin birini kaybedebileceğini hatırlatmaya...lütfen bu armağanımı kabul et, sen buna layıksın...senin iyiliğine ve mutluluğuna niyet ediyorum, seni seviyorum ve varlığın için şükran doluyum" diyin...
bu yöntemi bir yerlerden öğrenmiş, okumuş değilim... içsel rehberliğimde kendiliğimden deneyimledim... sonrasında gelen özgürlüğümün keyfini nasıl anlatabilirim ki?...
sözleşmelerinizin hakkını verin.. büyümek için.. bütünleşmek için... her ikiniz için... özgürlüğünüz için...
ece, "sözleşmelerimiz", derin ya da yüksek bir yerlerde...
yine de gizli bir şey alıkoyar sizi.. tam olarak gidemezsiniz.. bir bağ hala kalır sizin aranızda belli belirsiz.. düşünürsünüz bulamazsınız.. tam olarak çıkaramadığınız nedir diye sürekli zihninizi devreye sokarsınız... işte o an.. ruhunuzun sırası gelmiştir.. hatırlamak için...
karşımıza çıkan her kimse, onunla yaptığımız bir sözleşme var.. bu çift taraflı sorumluluk ve yükümlülük veren bir anlaşma... hatırladınız mı? o sizi büyüttü, size bir armağan verdi.. peki ya siz ? siz ona neyi anlatacak, gösterecek, hissettirecek ve hangi konuda yardımcı olacaktınız hatırlıyor musunuz? eğer kendi yükümlülükleriniz henüz sizde netleşmediyse o bunu almakta, kabul etmekte zorlanıyor olabilir.. bu yüzden o bağdan hala özgürleşememiş olabilirsiniz...ona yardım edin..
niyet.. sadece niyet edin... ona vereceğiniz armağanı hatırlamaya... ve güvenin.. o bilgi size akacaktır... sonra, ister kendinize göre bir ritüelde ister bir meditasyon anında, onun gözlerinin tam içine bakın...yüksek benliklerinizle konuştuğunuzu bilin... ve ona hediyenizi sunun.. çok mu özensiz, detaylara sizin verdiğiniz önemi vermeyen biriyle birlikteydiniz... o zaman ona "senin için küçük bir noktanın bazen başka insanlar için kocaman bir dünya olduğunu hatırlatmaya geldim... özensiz davrandığında, gerçekte değer verdiğin ve sevdiğin birini kaybedebileceğini hatırlatmaya...lütfen bu armağanımı kabul et, sen buna layıksın...senin iyiliğine ve mutluluğuna niyet ediyorum, seni seviyorum ve varlığın için şükran doluyum" diyin...
bu yöntemi bir yerlerden öğrenmiş, okumuş değilim... içsel rehberliğimde kendiliğimden deneyimledim... sonrasında gelen özgürlüğümün keyfini nasıl anlatabilirim ki?...
sözleşmelerinizin hakkını verin.. büyümek için.. bütünleşmek için... her ikiniz için... özgürlüğünüz için...
ece, "sözleşmelerimiz", derin ya da yüksek bir yerlerde...
10 Ekim 2012 Çarşamba
mesele gitmek mi?
bir bavulum ben..
hem acele acele toplanmış..
hem de anlık ihtiyaçlar için özenle yerleştirilmiş..
hem cüsseme uygun..
hem de kocaman bir yürek gibi..
hem bildik yere giden..
hem de yepyeni maceralara dalan..
hem terk eder gibi bir yeri...
hem de kısa bir mola gibi..
hem çekilen..
hem kucakta taşınan..
hem unutulan..
hem sakınılan..
hem kaybolan..
hem de bulunan..
yarım ancak dolu..
ya da zorla kapandım..
bir sürü etiket var üstümde..
çok gezdim çok dolaştım..
başım döndü bir ara..
yok yok..
vitrinden henüz çıktım..
ilk yer için ayrı bir pırpırdayım..
sadece "şimdi"yi taşıyorum ben..
biten yollardan..
yeni başlayanlardan tamamen özgürüm..
hem yaratıyorum..
hem de nerede olduğumu..
gayet iyi biliyorum..
ece, 10.10.2012, "mesele gitmek mi?", tam da burası..
hem acele acele toplanmış..
hem de anlık ihtiyaçlar için özenle yerleştirilmiş..
hem cüsseme uygun..
hem de kocaman bir yürek gibi..
hem bildik yere giden..
hem de yepyeni maceralara dalan..
hem terk eder gibi bir yeri...
hem de kısa bir mola gibi..
hem çekilen..
hem kucakta taşınan..
hem unutulan..
hem sakınılan..
hem kaybolan..
hem de bulunan..
yarım ancak dolu..
ya da zorla kapandım..
bir sürü etiket var üstümde..
çok gezdim çok dolaştım..
başım döndü bir ara..
yok yok..
vitrinden henüz çıktım..
ilk yer için ayrı bir pırpırdayım..
sadece "şimdi"yi taşıyorum ben..
biten yollardan..
yeni başlayanlardan tamamen özgürüm..
hem yaratıyorum..
hem de nerede olduğumu..
gayet iyi biliyorum..
ece, 10.10.2012, "mesele gitmek mi?", tam da burası..
8 Ekim 2012 Pazartesi
yeni bir oyun..
tek başıma konser, tiyatro, sinema olayını severim.. biraz da ankara günlerimin kazanımıdır bana.. kendi dinginliğimde sadece etkinliğe odaklanmak iyi gelir .. önünde arkasında günlük telaşa, kaygılara ya da neşeli paylaşımlara yer olmadan.. pat diye geçişlerdense, öncesindeki tek başınalık macera, ayrı bir keyif verir bana..
diğer yandan bazen öyle şeyler geliyor ki sahneye.. bir başka zihin, beden, ruh ve duygu rehberliği, yarenliği istiyor can.. güzel bir yemek sonrası kahve gibi, üzerine tatlı bir sohbet ihtiyacı doğuyor.
aşk.. üzerine her türlü renkten, acıdan, mutluluktan, deneyimden, kitaplardan, alıntılar çalıntılar yapa yapa bitiremediğimiz aşk.. oyun atölyesinin yeni oyunu.. paylaşmaya susamış olarak ilk işim yorumlara bakmak oldu.. yok! benim izlerken tam olarak aldığım hissettiğim değil bunların hiç biri..
kadın erkekten çok çok öte.. ikisinin de olmadığı, varlığın bedenden çok öte, tek bir şey olarak ortaya çıktığı başka bir boyuttu benim sahnemdekiler.. o aşk ruhu genişleten, besleyen ilahiye uzanan bambaşka bir şeydi, hikayeden öte bir anlatımdı..
bu oyun bana göre, varlığın özgürlüğünü genişleten her şeydi... hem çok tanıdık hem de belirsiz ve yeni..gönül ister..bir dost daha gitsin.. pandaların hikayesini bir de biz anlatalım birbirimize...
07.10.2012, "yeni bir oyun", pandaları aradığım yerde
diğer yandan bazen öyle şeyler geliyor ki sahneye.. bir başka zihin, beden, ruh ve duygu rehberliği, yarenliği istiyor can.. güzel bir yemek sonrası kahve gibi, üzerine tatlı bir sohbet ihtiyacı doğuyor.
aşk.. üzerine her türlü renkten, acıdan, mutluluktan, deneyimden, kitaplardan, alıntılar çalıntılar yapa yapa bitiremediğimiz aşk.. oyun atölyesinin yeni oyunu.. paylaşmaya susamış olarak ilk işim yorumlara bakmak oldu.. yok! benim izlerken tam olarak aldığım hissettiğim değil bunların hiç biri..
kadın erkekten çok çok öte.. ikisinin de olmadığı, varlığın bedenden çok öte, tek bir şey olarak ortaya çıktığı başka bir boyuttu benim sahnemdekiler.. o aşk ruhu genişleten, besleyen ilahiye uzanan bambaşka bir şeydi, hikayeden öte bir anlatımdı..
bu oyun bana göre, varlığın özgürlüğünü genişleten her şeydi... hem çok tanıdık hem de belirsiz ve yeni..gönül ister..bir dost daha gitsin.. pandaların hikayesini bir de biz anlatalım birbirimize...
07.10.2012, "yeni bir oyun", pandaları aradığım yerde
7 Ekim 2012 Pazar
kleine kleine..
gecesi gündüzüne karışanlara..
gündüzde ay arayanlara,
kızarmış ekmek kokuları...
çatal bıçak sesleri..
dolgun kahve fincanları..
habersiz kalın sayfalar
arasından
birden bire başlayan
Eine Kleine Nachtmusik olsam..
neşeli..
kararlı..
güçlü..
kimsenin kulağına görünmeden..
yarım yarım nimetlerin dünyasında
fazlaca oyalanmadan..
sadece kendim için..
kleine kleine..
gökyüzüne doğru uzansam...
07.10.2012, "kleine kleine", sofrada
gündüzde ay arayanlara,
kızarmış ekmek kokuları...
çatal bıçak sesleri..
dolgun kahve fincanları..
habersiz kalın sayfalar
arasından
birden bire başlayan
Eine Kleine Nachtmusik olsam..
neşeli..
kararlı..
güçlü..
kimsenin kulağına görünmeden..
yarım yarım nimetlerin dünyasında
fazlaca oyalanmadan..
sadece kendim için..
kleine kleine..
gökyüzüne doğru uzansam...
07.10.2012, "kleine kleine", sofrada
6 Ekim 2012 Cumartesi
bir tuhaf boyut: zaman
biraz karmaşa..
biraz umutsuzluk..
trafik..
e birazcık da kalabalık şehrin birinde..
her şeye rağmen..
sürüp giden festivallerden biri olsam...
bir tepenin başında..
açık havada..
eski eskilerin arasında dolanan..
merak eden..
aranan..
o koku için oralara gelen...
genç yaşlı
ilgili ilgisiz insanlarım olsa...
tezgahlarımda bolca kitap..
sarı sayfalar..
ayrılmış ciltler..
kimi sere serpe..
kimi dizi dizi raflarda..
bolca plaklar olsa bir de..
küçüklü büyüklü...
biraz bizden biraz dünyadan..
ve dergiler..
şimdi yerini sayısız çeşide,
konuya, renge bırakmış dergiler..
sonra kadının biri gelse..
"ihtiyarlamadan yaşlanma sanatı" başlıklı bir tefrika için..
bir "hayat" alsa...
zaman makinesine binmiş gibi..
geleceğe..
yoksa geçmişe mi...
yol almaya başlasa..
Kirk Douglas'ın Spartaküs diye bir film çektiğini öğrense mesela..
doğumundan 16 yıl öncesine ait haftalık burcunu okusa..
Nina Ricci ve Chanel'in yaz kreasyonundan seçme elbiselere bayılsa...
İsmet Sıral ve Orkestrası'nın dünya caz festivali macerasına ortak olsa..
çok mu fantastik bir öykü olur?
ya da tarih bildiği bir zaman dilimini
şimdiye taşıyarak..
ihtiyarlamadan geleceğe mi gitmiş olur?
03.10.2012, "bir tuhaf boyut: zaman", sahaf festivalinde
biraz umutsuzluk..
trafik..
e birazcık da kalabalık şehrin birinde..
her şeye rağmen..
sürüp giden festivallerden biri olsam...
bir tepenin başında..
açık havada..
eski eskilerin arasında dolanan..
merak eden..
aranan..
o koku için oralara gelen...
genç yaşlı
ilgili ilgisiz insanlarım olsa...
tezgahlarımda bolca kitap..
sarı sayfalar..
ayrılmış ciltler..
kimi sere serpe..
kimi dizi dizi raflarda..
bolca plaklar olsa bir de..
küçüklü büyüklü...
biraz bizden biraz dünyadan..
ve dergiler..
şimdi yerini sayısız çeşide,
konuya, renge bırakmış dergiler..
sonra kadının biri gelse..
"ihtiyarlamadan yaşlanma sanatı" başlıklı bir tefrika için..
bir "hayat" alsa...
zaman makinesine binmiş gibi..
geleceğe..
yoksa geçmişe mi...
yol almaya başlasa..
Kirk Douglas'ın Spartaküs diye bir film çektiğini öğrense mesela..
doğumundan 16 yıl öncesine ait haftalık burcunu okusa..
Nina Ricci ve Chanel'in yaz kreasyonundan seçme elbiselere bayılsa...
İsmet Sıral ve Orkestrası'nın dünya caz festivali macerasına ortak olsa..
çok mu fantastik bir öykü olur?
ya da tarih bildiği bir zaman dilimini
şimdiye taşıyarak..
ihtiyarlamadan geleceğe mi gitmiş olur?
03.10.2012, "bir tuhaf boyut: zaman", sahaf festivalinde
5 Ekim 2012 Cuma
incilerimiz..
onunla üniversite yıllarında karşılaştım ilk..
o anların sevdiğim ve sevildiğimi tanıştırmıştı..
o yüzden sanırım ayrı bir tatlıydı..
sonrasında ona çok vefalı olduğumu söyleyemem...
hani bazı dostlar vardır..
size hem çok yakın hem de uzak gibi görünen
tuhaf bir boyuttan..
konuşmaz görüşmezsiniz..
sonra bir gün bir telefon..
devam edersiniz aynen
en son bıraktığınız yerden..
geçenlerde onunla ilgili bir haber aldım
ve teyit etmek için onu görmeye gittim...
kapıdan içeri girerken gözüme ilişen ilk şey o tabela..
içerisi kalabalık, hiç bu kadarını görmemiştim..
çoğunluk ayakta...
beynelmilel bir caddenin tam göbeğindeyim..
tek kelime Türkçe bilmeyen dondurmacılar bile var artık burada..
ve ben..
bir taburenin üstünde otururken..
hüzünle karışık..
yumuşacık pandispanya..
hafif bir krema..
ve ekmek bandırılası çikolata sosuyla
"inci" den bir çatal alıyorum...
tadı damağımda..
kasadaki kadına soruyorum..
bu sorudan oldukça yorulmuş belli..
"belli değil henüz, bekliyoruz" diye yanıt veriyor bana yüzü yerde...
ve ben kapıdaki tabelaya geri dönüyorum..
"1944'den 2012'ye tam 68 yıldır sizlere hizmet ettik, her şey için teşekkür ederiz"...
pek çok anıyla yüklü..
güzel bir değerimiz daha tarih olma ihtimali ile karşı karşıya..
belli ki..
bir zamanlar karalardan geçen gemilerin izlerini..
birileri..
yüreğimize acıtarak kazımak istiyor...
02.10.2012, "incilerimiz", garip bir şehirde
o anların sevdiğim ve sevildiğimi tanıştırmıştı..
o yüzden sanırım ayrı bir tatlıydı..
sonrasında ona çok vefalı olduğumu söyleyemem...
hani bazı dostlar vardır..
size hem çok yakın hem de uzak gibi görünen
tuhaf bir boyuttan..
konuşmaz görüşmezsiniz..
sonra bir gün bir telefon..
devam edersiniz aynen
en son bıraktığınız yerden..
geçenlerde onunla ilgili bir haber aldım
ve teyit etmek için onu görmeye gittim...
kapıdan içeri girerken gözüme ilişen ilk şey o tabela..
içerisi kalabalık, hiç bu kadarını görmemiştim..
çoğunluk ayakta...
beynelmilel bir caddenin tam göbeğindeyim..
tek kelime Türkçe bilmeyen dondurmacılar bile var artık burada..
ve ben..
bir taburenin üstünde otururken..
hüzünle karışık..
yumuşacık pandispanya..
hafif bir krema..
ve ekmek bandırılası çikolata sosuyla
"inci" den bir çatal alıyorum...
tadı damağımda..
kasadaki kadına soruyorum..
bu sorudan oldukça yorulmuş belli..
"belli değil henüz, bekliyoruz" diye yanıt veriyor bana yüzü yerde...
ve ben kapıdaki tabelaya geri dönüyorum..
"1944'den 2012'ye tam 68 yıldır sizlere hizmet ettik, her şey için teşekkür ederiz"...
pek çok anıyla yüklü..
güzel bir değerimiz daha tarih olma ihtimali ile karşı karşıya..
belli ki..
bir zamanlar karalardan geçen gemilerin izlerini..
birileri..
yüreğimize acıtarak kazımak istiyor...
02.10.2012, "incilerimiz", garip bir şehirde
4 Ekim 2012 Perşembe
dudaktan kalbe..
barış...
dillerden yüreklere inmeye başladığında
akar dalga dalga
büyür ..güçlenir..
söylemleri aşar..
barış..
onu duyumsayan insanlara yaraşır..
dengedir..
koşulsuz sevgidir..
farklılıkları kabul ederek
bu enginlikte her farklılığa
yetecek kadar
yer ve bereket olduğunu bilme halidir...
önce bir bireyin içinde filizlenir..
bugün hepimiz barış için susadıysak
belki de bu,
önce bireysel barışımız için
harika bir fırsattır..
ertelediğimiz işler mi var..
kontrol edemediğimiz kızgınlığımız mı...
yaşamak yerine bastırdığımız duygularımız..
bitmez tükenmez
sahip olma,
olma ya da bilme arzularımız mı...
affedemediklerimiz..
nedir bizi bizle amansız mücadeleye sürükleyen ?
bugün madem "barışa evet" diye yola çıktık
o zaman..
sadece bir nokta..
kendimizde bir noktayla bugün barış imzalasak...
daha inandırıcı olmaz mıyız?
dudaktan kalbe inmek için..
onu gerçekten davet etmek için..
önce kendimizle masaya oturamaz mıyız?
04.10.2012, "dudaktan kalbe", sınırda bir yer..
dillerden yüreklere inmeye başladığında
akar dalga dalga
büyür ..güçlenir..
söylemleri aşar..
barış..
onu duyumsayan insanlara yaraşır..
dengedir..
koşulsuz sevgidir..
farklılıkları kabul ederek
bu enginlikte her farklılığa
yetecek kadar
yer ve bereket olduğunu bilme halidir...
önce bir bireyin içinde filizlenir..
bugün hepimiz barış için susadıysak
belki de bu,
önce bireysel barışımız için
harika bir fırsattır..
ertelediğimiz işler mi var..
kontrol edemediğimiz kızgınlığımız mı...
yaşamak yerine bastırdığımız duygularımız..
bitmez tükenmez
sahip olma,
olma ya da bilme arzularımız mı...
affedemediklerimiz..
nedir bizi bizle amansız mücadeleye sürükleyen ?
bugün madem "barışa evet" diye yola çıktık
o zaman..
sadece bir nokta..
kendimizde bir noktayla bugün barış imzalasak...
daha inandırıcı olmaz mıyız?
dudaktan kalbe inmek için..
onu gerçekten davet etmek için..
önce kendimizle masaya oturamaz mıyız?
04.10.2012, "dudaktan kalbe", sınırda bir yer..
3 Ekim 2012 Çarşamba
teşekkür...
tam 12 yıl önce aldığım bir kitap geçti dün elime...varlığını bildiğim, hatırladığım..ilk gün elime alıp bir kaç sayfasını kurcalayıp yerli yerine bıraktığım.. bir kaç kez daha deneme cesaretine erip yine yenildiğim.. neye yenildiğim ise o zamanlar meçhul.. halbuki herkes o kitaptan bahsediyor, yazılıyor, çiziliyor, bir numara.. yok! benden içeri girmiyor..
dün kilitlerimden biri daha açılmış olmalı ki, elime aldığım gibi yuttum.. son bir kaç yıldır okuduğum neredeyse her şeyi, yaşanmış bir hikaye, bir yol üzerinde öyle güzel anlatmış ki.. birlik bilincinden, her şeyin bir yaşam amacı ve kendine özgü yeteneği olduğuna; bereket ve bolluk bilincinden, doğanın şifa yöntemlerine kadar..
tüm o okunmuşluklar, birikimler üzerine öyle güzel geldi ki.. daha bir bütünleştiriyor her şeyi... gözüme çarpan, sonra iliğime, ruhuma değen o kadar çok cümleden biri hemen öne fırlıyor...
"hiç bir yaratık, bunu kendi arzulamadıkça acı çekmemelidir" .. bu 12 yıl içinde tek tek, özenle yaşamayı seçtiğim acılarıma gidiyorum şimdi.. başka bir ben olarak..onlarla büyümüş olarak...
bu yaşam içinde bin bir türlü rolle, biçimle iletilen o kadar çok kadim bilgi var ki bize..sadece biz, o özel anda, ona ayarlı olmadığımız için alamıyoruz o kadar.. her zaman alıcı da değiliz üstelik.. biz de farkında ya da değil, bir çok şey veriyoruz.. ve çoğu zaman da asıl verilmesini istediğimiz kişilere ulaşamamaktan yakınıyor ve inciniyoruz.. henüz zamanı gelmediği için verilemeyen ve sadece kendi yolunda ilerlemeye devam edenlere..
oysa kitap.. onu 12 yıl beklettiğim, tozlara mahkum ettiğim için bana hiç incinmedi.. sanki dün almışcasına oldukça içten ve de cömertti...
uygunların buluşması için gereken zaman.. öğreten zaman.. bütün o cazur cuzur, karman çorman dolanmalar, aramalar, buldum derken kaybolan yayınlar.. şimdi biliyorum ki, bana, tam o noktada, o netlikte buluşmanın mutluluğunu veren aslında sizsiniz...hepinize sonsuz teşekkürler...
03.10.2012, "teşekkür", uçsuz bucaksız bir çölde..
dün kilitlerimden biri daha açılmış olmalı ki, elime aldığım gibi yuttum.. son bir kaç yıldır okuduğum neredeyse her şeyi, yaşanmış bir hikaye, bir yol üzerinde öyle güzel anlatmış ki.. birlik bilincinden, her şeyin bir yaşam amacı ve kendine özgü yeteneği olduğuna; bereket ve bolluk bilincinden, doğanın şifa yöntemlerine kadar..
tüm o okunmuşluklar, birikimler üzerine öyle güzel geldi ki.. daha bir bütünleştiriyor her şeyi... gözüme çarpan, sonra iliğime, ruhuma değen o kadar çok cümleden biri hemen öne fırlıyor...
"hiç bir yaratık, bunu kendi arzulamadıkça acı çekmemelidir" .. bu 12 yıl içinde tek tek, özenle yaşamayı seçtiğim acılarıma gidiyorum şimdi.. başka bir ben olarak..onlarla büyümüş olarak...
bu yaşam içinde bin bir türlü rolle, biçimle iletilen o kadar çok kadim bilgi var ki bize..sadece biz, o özel anda, ona ayarlı olmadığımız için alamıyoruz o kadar.. her zaman alıcı da değiliz üstelik.. biz de farkında ya da değil, bir çok şey veriyoruz.. ve çoğu zaman da asıl verilmesini istediğimiz kişilere ulaşamamaktan yakınıyor ve inciniyoruz.. henüz zamanı gelmediği için verilemeyen ve sadece kendi yolunda ilerlemeye devam edenlere..
oysa kitap.. onu 12 yıl beklettiğim, tozlara mahkum ettiğim için bana hiç incinmedi.. sanki dün almışcasına oldukça içten ve de cömertti...
uygunların buluşması için gereken zaman.. öğreten zaman.. bütün o cazur cuzur, karman çorman dolanmalar, aramalar, buldum derken kaybolan yayınlar.. şimdi biliyorum ki, bana, tam o noktada, o netlikte buluşmanın mutluluğunu veren aslında sizsiniz...hepinize sonsuz teşekkürler...
03.10.2012, "teşekkür", uçsuz bucaksız bir çölde..
2 Ekim 2012 Salı
akordeon..
bazen size hiç uğramadığını düşünürsünüz..
geldiği zamanların çoğunda da yarım yarım hatırlarsınız..
bazen de tıpkı bu sabah olduğu gibi..
tuhaf bir ağırlığı ile uyanırsınız...
anlamlandıramazsınız..
çözmeye çalışırsınız iyice bulanır..
anlatsanız ne olur..
paylaşsanız kim duyar..
belki yazılar biraz gizemini aralar..
kareler yerlerine otururken
sembolleri falan es geçip..
o kurguya şaşarsınız birden..
yaratıcılığın nereden nasıl geldiğine..
ve sizinle olan derin bağlantısına...
ve güne böyle başlamak hafifçe sizi yorarken..
ilk baharın habercisi bir akordeon
bir ekim sabahında..
balkonunuzun altına geliverir..
işte o anda rahatlarsınız...
uyanırsınız..
hissedersiniz ki aslında her şey
gördüklerinizin tam tersi..
gayet mutlu ve huzurlu...
kocaman ve ferah bir..
"hayır olsun" der..
gülümsersiniz...
02.10.2012, "akordeon", en güzel yerinde
geldiği zamanların çoğunda da yarım yarım hatırlarsınız..
bazen de tıpkı bu sabah olduğu gibi..
tuhaf bir ağırlığı ile uyanırsınız...
anlamlandıramazsınız..
çözmeye çalışırsınız iyice bulanır..
anlatsanız ne olur..
paylaşsanız kim duyar..
belki yazılar biraz gizemini aralar..
kareler yerlerine otururken
sembolleri falan es geçip..
o kurguya şaşarsınız birden..
yaratıcılığın nereden nasıl geldiğine..
ve sizinle olan derin bağlantısına...
ve güne böyle başlamak hafifçe sizi yorarken..
ilk baharın habercisi bir akordeon
bir ekim sabahında..
balkonunuzun altına geliverir..
işte o anda rahatlarsınız...
uyanırsınız..
hissedersiniz ki aslında her şey
gördüklerinizin tam tersi..
gayet mutlu ve huzurlu...
kocaman ve ferah bir..
"hayır olsun" der..
gülümsersiniz...
02.10.2012, "akordeon", en güzel yerinde
1 Ekim 2012 Pazartesi
pazartesi ve ben..
pazartesi sendromunu iliklerime kadar yaşarım ben..
tüm o parlak şıklığın üstündeki mahmur yüzlerde..
çoğunluk zoraki gülüşlerde..
yine de bir şey diyemem...
oysa severim ben pazartesileri..
hafta sonu sakinliğinden sonra..
7. kat pek bir neşelidir mesela..
9. kat aramızda kalsın biraz dedikoducu..
ve evet kesinlikle 15. katın hatunları benim de favorim ;)
tepe tepe katlar için üzgünüm, ağzım mühürlü..
bazen boş boş dolanırım ben..
bazen de başım döner çalışmaktan...
beni son dakikada kaçıranlara üzülürüm..
acelesi olup beklemek durumunda kalanlara da bir parça sabır lütfen...
beni işitmiyor..
görmüyor,
yaşamıyor sanırsınız ya ..
en çok da ona yanarım...
saçınız başınız yerine arada ruhunuz için de
baksanız ya aynalarıma..
ben bir plaza asansörüyüm...
sizden daha nadir bozulduğum kesin ;)
evet evet hepiniz sığarsınız..
müziğim de fena değil..
hadi atlayın artık..
güzel, neşeli haberler verin bana..
hafta sonundan..
şuradan buradan..
kendi boşluğumda..
iner çıkarken ben...
30.09.2012, "pazartesi ve ben", boşluğumda
tüm o parlak şıklığın üstündeki mahmur yüzlerde..
çoğunluk zoraki gülüşlerde..
yine de bir şey diyemem...
oysa severim ben pazartesileri..
hafta sonu sakinliğinden sonra..
7. kat pek bir neşelidir mesela..
9. kat aramızda kalsın biraz dedikoducu..
ve evet kesinlikle 15. katın hatunları benim de favorim ;)
tepe tepe katlar için üzgünüm, ağzım mühürlü..
bazen boş boş dolanırım ben..
bazen de başım döner çalışmaktan...
beni son dakikada kaçıranlara üzülürüm..
acelesi olup beklemek durumunda kalanlara da bir parça sabır lütfen...
beni işitmiyor..
görmüyor,
yaşamıyor sanırsınız ya ..
en çok da ona yanarım...
saçınız başınız yerine arada ruhunuz için de
baksanız ya aynalarıma..
ben bir plaza asansörüyüm...
sizden daha nadir bozulduğum kesin ;)
evet evet hepiniz sığarsınız..
müziğim de fena değil..
hadi atlayın artık..
güzel, neşeli haberler verin bana..
hafta sonundan..
şuradan buradan..
kendi boşluğumda..
iner çıkarken ben...
30.09.2012, "pazartesi ve ben", boşluğumda
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)