o; anne baba olmanın getirdiği tüm zoraki ve külfetli yükümlülüklerden bağımsız, onu doya doya sevebilmektir..
o; kardeşinin sevdiği kişiyi artık daha iyi anlamak, canına daha yakından dokunabilmektir..
o; çocukluğunu bildiğin adamın baba olduğuna halaaa inanamamaktır..
o; aman "ben beceremem, emanet çocuk mazallah" diyip bir taraftan kaçarken kendini bir anda ona bağlanmış bulmaktır...
o; bastırdığınız çocuksu tarafınızı, bile bile isteye isteye onunla ortaya çıkarmak yeniden koltukların üstünde hoplayabilmektir..
o; çocukluğunun baş kahramanı olabilmek için olabildiğince saçmalamaktır..
o; moonwalk yaparken duvara toslamak ve sonra birlikte kahkaya boğulmaktır..
o; sayesinde tüm yoğurtçu parkıyla selamlaşmak, kaydırağı yeniden keşfetmektir..
o; patatesi suya bandırıp yemek, bebe bisküvisini bir sen bir ben paylaşmaktır...
o; ona doğar doğmaz aldığın GS formasına rağmen, ileride Fenerli olma ihtimaline karşı şimdiden kendini hazırlamaktır...
o; şimdiye dek sana "bak yeğen" diyenleri daha iyi anlamaktır...
o; anne babanın kıyamadığı anlarda bir çift sahte çatık kaşla olaya müdahale edip arkasından ona sımsıkı sarılmaktır...
o; "organik olduğu halde yemediğimiz şeylerden biri sümüktür" meselesini anlatmaya çalıştığın kişiden ipad kullanmayı öğrenmektir...
o; kendini en çaresiz, en yalnız hissettiğin bir anda gözlerinde kaybolup kocaman gülümseyerek kendine geldiğin en etkili şifacındır...
yıllar evvel, Candan yeğenine "hoşgeldin melek" dediğinde abartmış olabilir mi demiştim..
az bile demiş...
beni her haliyle mutlu eden tek erkek...
kanatlanıp kondun kucağıma...
balböceğim...
doğum günün kutlu olsun...
birlikte "o" diye başlayıp giden nice cümleler yazmaya...
07.12.2014, "balböceğim", erenKöy
7 Aralık 2014 Pazar
27 Eylül 2014 Cumartesi
peynir nutellaya göz kırparken ;)
çat diye kapağını kapattı bilgisayarın
en sevdiği şarkı çalarken
sade kahve oldu günün en acısı
masanın üstünde dans ederken
baktı karşıdan bir çift tuhaf
aya tapan yaralı bir ruh geride kalırken
yağmurun ardında güneş belirdi
yeniye kucak açarken
hiç bu kadar düzensiz olmadı kelimeler
yeni;
dağınık ve her yerden her an geliyorsa eğer,
olur arada bu karışıklıklar
dansa devam masanın üstünde
ve yeryüzünde...
aydınlansın ruhlar
kapansın sanal sayfalar
fincanda kavuşanların
buluşma anı artık
yağmur habercidir buna
değişen şarkılar da şahit
araya reklam girse de dansa devam,
güneşi parlatma vakti geldi
hem içeride hem de dışarıda
"piste beklerim" dedi gözünü kırparak
karşıdaki bir çift aniden parladı
iki deli dolu dans ederken
güzel bir gün oldu vesselam
hem nutella hem de peynirli cinsinden
27.09.2014, "peynir nutellaya göz kırparken", karşıyaka
25 Temmuz 2014 Cuma
gofret gibi ;)
"nerede o eski bayramlar..." diye başlayan cümlelerin bile samimiyetini kaybettiğine inanıyorum artık, belki bu yüzden de uzak duruyorum bu serzenişlerden..
bu satırların gerisinde "bizden ne uzakta acaba?" diye soruyorum kendime sadece, biz seyrederken giden ne olabilir ki? diye..
kalabalık aile ziyaretleri mi ?
daha az aş ve ikramın naif sadeliğinde daha sıcaktı sanılan kutlamalar mı?
yolca, gönülce uzak mesafeleri kısaltmaya bahane olan kavuşmalar mı?
hiç biri bana çok da veda ediyor gibi gelmiyor nedense...
başka bir şey el sallıyor, sessizce çığlıyor bizi kıvrandırırken sanki...
şekerlemeler iyice renklendi,
tatiller çeşitlendi,
bol dijital aromalı mesajlaşmalarımız var artık...
sadece biz yokuz ortalıkta..
bayramı bayram kılan gönüller azalıyor sakince...
sizi bilemem, benim bayramım başka birine bayram olmak, olabilmek niyetinden geçiyor..
gözlerinin içine bakarak onu dinlemekten,
bir gülüşle konuşmaktan,
anlatmadan, açıklamadan kabul etmekten,
sebepsiz yere gül gibi koklamaktan
koklanmaktan..
bayram olmak, bayram gibi doğmak bir hayata...
tüm takvimlerden, bekleyişlerden bağımsız,
öyle olduğu için öyle,
bayram olduğum için bayram,
bayramım olduğu için kutladığım,
kutlandığım bir an olmak...
bu bayram..
bırakıyorum isteyenleri
bayram diye yesinler onlar çikolataları..
ben bayramın kendisi olmayı seçiyorum
sırf o an canı çektiği için bir çocuğun
yüzüne gözüne bulaştırıp yediği gofret gibi...
"gofret gibi ;)", 25.07.2014, kırmızı paketin içinde
bu satırların gerisinde "bizden ne uzakta acaba?" diye soruyorum kendime sadece, biz seyrederken giden ne olabilir ki? diye..
kalabalık aile ziyaretleri mi ?
daha az aş ve ikramın naif sadeliğinde daha sıcaktı sanılan kutlamalar mı?
yolca, gönülce uzak mesafeleri kısaltmaya bahane olan kavuşmalar mı?
hiç biri bana çok da veda ediyor gibi gelmiyor nedense...
başka bir şey el sallıyor, sessizce çığlıyor bizi kıvrandırırken sanki...
şekerlemeler iyice renklendi,
tatiller çeşitlendi,
bol dijital aromalı mesajlaşmalarımız var artık...
sadece biz yokuz ortalıkta..
bayramı bayram kılan gönüller azalıyor sakince...
sizi bilemem, benim bayramım başka birine bayram olmak, olabilmek niyetinden geçiyor..
gözlerinin içine bakarak onu dinlemekten,
bir gülüşle konuşmaktan,
anlatmadan, açıklamadan kabul etmekten,
sebepsiz yere gül gibi koklamaktan
koklanmaktan..
bayram olmak, bayram gibi doğmak bir hayata...
tüm takvimlerden, bekleyişlerden bağımsız,
öyle olduğu için öyle,
bayram olduğum için bayram,
bayramım olduğu için kutladığım,
kutlandığım bir an olmak...
bu bayram..
bırakıyorum isteyenleri
bayram diye yesinler onlar çikolataları..
ben bayramın kendisi olmayı seçiyorum
sırf o an canı çektiği için bir çocuğun
yüzüne gözüne bulaştırıp yediği gofret gibi...
"gofret gibi ;)", 25.07.2014, kırmızı paketin içinde
3 Temmuz 2014 Perşembe
eh arada
o sabah olağan buluşmalarımızdan biriydi..
ben uyanık, yarı keyifli, yarı bekler o kavuşma anını..
bu kez dudaklarında ıslık yerine muzip bir gülümseme
kıskanmak için bir sebep yok henüz
durdurdu beni.. hem de onu tam öptüğü yerde...
bu anı hatırlamasına ne gerek vardı şimdi?
bana baktı hafiften kızgın...
başımı sallamaya gücüm yetmedi
sonra da onu düşündü adım gibi eminim
o muzip kıvrımlar birden şefkate dönerse anlamaz mıyım hiç?
belli belirsiz bir yüz geçti sanki tam arkamızdan
mırıldanır sersem bir hali vardı
benimki aldırmadı...
bir buhar bulutu aralığındaki yansımada
bir ara ciddileşti bakışları...
ve tabi ben de peşinden..
bir anda minik bir sendeleyen adım..
itiraf edeyim silkindim bu halimden
"dikkat et, bir daha kesersen öpmem seni"
dedi, ciddi ciddi
"hı hı" diye ekledi ensemizdeki gölge yüz
güldü bir de hafiften..
çoğu sabah onun inatçı gerçekliğinin üzerinden
bazen sert, bazen de şefkatle kayarak geçen,
sonrasında neler olup bittiğinden çoğu zaman habersiz,
güzel bir gün dileği hiç bilinmeyen ben...
ben sıradan bir traş bıçağı
doğrudan ve anında kestirip atan
etrafında bunca nazlı ve yalancı hatun varken
ne yapabilirim ki ben?
aynen devam ederim yoluma,
sabah sabah taze bir "merhaba",
arada kanatıp
sebep olsam da minik, sevimli bir kiraz dudağa...
"eh arada", 03.07.2014, onun öptüğü yerde
ben uyanık, yarı keyifli, yarı bekler o kavuşma anını..
bu kez dudaklarında ıslık yerine muzip bir gülümseme
kıskanmak için bir sebep yok henüz
durdurdu beni.. hem de onu tam öptüğü yerde...
bu anı hatırlamasına ne gerek vardı şimdi?
bana baktı hafiften kızgın...
başımı sallamaya gücüm yetmedi
sonra da onu düşündü adım gibi eminim
o muzip kıvrımlar birden şefkate dönerse anlamaz mıyım hiç?
belli belirsiz bir yüz geçti sanki tam arkamızdan
mırıldanır sersem bir hali vardı
benimki aldırmadı...
bir buhar bulutu aralığındaki yansımada
bir ara ciddileşti bakışları...
ve tabi ben de peşinden..
bir anda minik bir sendeleyen adım..
itiraf edeyim silkindim bu halimden
"dikkat et, bir daha kesersen öpmem seni"
dedi, ciddi ciddi
"hı hı" diye ekledi ensemizdeki gölge yüz
güldü bir de hafiften..
çoğu sabah onun inatçı gerçekliğinin üzerinden
bazen sert, bazen de şefkatle kayarak geçen,
sonrasında neler olup bittiğinden çoğu zaman habersiz,
güzel bir gün dileği hiç bilinmeyen ben...
ben sıradan bir traş bıçağı
doğrudan ve anında kestirip atan
etrafında bunca nazlı ve yalancı hatun varken
ne yapabilirim ki ben?
aynen devam ederim yoluma,
sabah sabah taze bir "merhaba",
arada kanatıp
sebep olsam da minik, sevimli bir kiraz dudağa...
"eh arada", 03.07.2014, onun öptüğü yerde
29 Nisan 2014 Salı
şifa olur diye...
"seni ağlatmak niyetinde değilim, biliyorsun" diye mırıldandı
kadın oralı olmadı bile,
gözleri onda, aklı başka yerdeydi
ilk damla birazdan sol gözünden düşecekti
emin olduğu tek şey buydu ...
o, bu kez biraz sesini yükseltmişti
hatta hafiften acı duyar bir hali de vardı..
"sana hiç olduğumdan farklı görünmedim,
kat kat bir varlığın altında özümden başka bir şey vermedim sana"
kadın deriiin bir nefes aldı,
durdular bir an..
"ben" diye devam etti
bu kez gerçekten ağlatmak isteyen bir can havliyle
"ben sadece birikmişliklerine aracı oluyorum hepsi bu"
"bitecek" dedi sonra, pes ederek..
"yakacaksın beni, bitireceksin her şeyi,
kavrulurken ben, içini döktüğünde sen,
yeni tatlar arayışındayken sen..."
sesi artık iyice solmuş,
karışık bir ruh halinin cızırtısına dönmüştü..
son nefesinde son kez denedi...
kadın bilmeliydi gerçeği...
"teninde bir süre daha kalacak kokum biliyorsun değil mi?,
şu son anların tek şahidi,
o koku canlı tutacak her şeyi...
şimdi anlıyorsun değil mi?
ben.. tencerende kavrulan bir kuru soğan...
ağlatmak niyetinde değildim seni,
hayat pencerende yüreğini kavuranlara
bir iki damla serptim ve geçtim..
belki kendi kuruluğuma da şifa olur diye..."
29.04.2014, "şifa olur diye...", pencereli mutfakta
kadın oralı olmadı bile,
gözleri onda, aklı başka yerdeydi
ilk damla birazdan sol gözünden düşecekti
emin olduğu tek şey buydu ...
o, bu kez biraz sesini yükseltmişti
hatta hafiften acı duyar bir hali de vardı..
"sana hiç olduğumdan farklı görünmedim,
kat kat bir varlığın altında özümden başka bir şey vermedim sana"
kadın deriiin bir nefes aldı,
durdular bir an..
"ben" diye devam etti
bu kez gerçekten ağlatmak isteyen bir can havliyle
"ben sadece birikmişliklerine aracı oluyorum hepsi bu"
"bitecek" dedi sonra, pes ederek..
"yakacaksın beni, bitireceksin her şeyi,
kavrulurken ben, içini döktüğünde sen,
yeni tatlar arayışındayken sen..."
sesi artık iyice solmuş,
karışık bir ruh halinin cızırtısına dönmüştü..
son nefesinde son kez denedi...
kadın bilmeliydi gerçeği...
"teninde bir süre daha kalacak kokum biliyorsun değil mi?,
şu son anların tek şahidi,
o koku canlı tutacak her şeyi...
şimdi anlıyorsun değil mi?
ben.. tencerende kavrulan bir kuru soğan...
ağlatmak niyetinde değildim seni,
hayat pencerende yüreğini kavuranlara
bir iki damla serptim ve geçtim..
belki kendi kuruluğuma da şifa olur diye..."
29.04.2014, "şifa olur diye...", pencereli mutfakta
5 Şubat 2014 Çarşamba
kısmet ;)
hani kendini bir şey için tas tamam hazır hissedersin de
ne için olduğunu hiç de bilmezsin ya...
yolda keyifle devam ederken
yolun bittiğini fark edersin aniden...
önünde boylu boyunca devam ettiğini görürken üstelik
birden sahne değişecek gibi gelir
ya da mevsim değişecek
ya rüzgar sesinin yerini dalga sesi alacak
ya da yere savrulan sonbahar renkleri
mis gibi kokan kırmızı bir güle dönüşüverecek gibi gelir yani hani...
beklemede kalsan olmaz...
tutup sarılıvermek istersin o belirsizliğe
sonra sabrın heyecanı kaynatır kanını...
bir gök kuşağı seslenir ansızın..
bir balon gibi kaçıverecek diye korkarsın sonra
sonra korkundan pişman olur, gülüverirsin çocukça...
böyle kıpır halleri olur mu insanın olurmuş demek...
ne aşk ne meşk ne bahar...
dostların mutlu sesleri birden bire
ip atlasan yetmez,
şarkı söylesen olmaz,
yazı yazsan hiç olmaz...
öyle bir belirsizliğe mutlu mutlu bakmak varken
ne yapsan durmaz...
oyunun bu bölümü bittiyse eğer...
kalpler, tebrikler çıkar ya hani ekranda ...
yol yolda alınırken akar ..
bu zaten hep böyleydi de "sen daha yeni fark ettin" dersin ya
kendine...
hazır olmak hazır olana...
böyle bir öpücük vermek geldi içimden hayata...
kısmet ;)
05.02.2014, "kısmet", yolun ortası, sonu ve başında
ne için olduğunu hiç de bilmezsin ya...
yolda keyifle devam ederken
yolun bittiğini fark edersin aniden...
önünde boylu boyunca devam ettiğini görürken üstelik
birden sahne değişecek gibi gelir
ya da mevsim değişecek
ya rüzgar sesinin yerini dalga sesi alacak
ya da yere savrulan sonbahar renkleri
mis gibi kokan kırmızı bir güle dönüşüverecek gibi gelir yani hani...
beklemede kalsan olmaz...
tutup sarılıvermek istersin o belirsizliğe
sonra sabrın heyecanı kaynatır kanını...
bir gök kuşağı seslenir ansızın..
bir balon gibi kaçıverecek diye korkarsın sonra
sonra korkundan pişman olur, gülüverirsin çocukça...
böyle kıpır halleri olur mu insanın olurmuş demek...
ne aşk ne meşk ne bahar...
dostların mutlu sesleri birden bire
ip atlasan yetmez,
şarkı söylesen olmaz,
yazı yazsan hiç olmaz...
öyle bir belirsizliğe mutlu mutlu bakmak varken
ne yapsan durmaz...
oyunun bu bölümü bittiyse eğer...
kalpler, tebrikler çıkar ya hani ekranda ...
yol yolda alınırken akar ..
bu zaten hep böyleydi de "sen daha yeni fark ettin" dersin ya
kendine...
hazır olmak hazır olana...
böyle bir öpücük vermek geldi içimden hayata...
kısmet ;)
05.02.2014, "kısmet", yolun ortası, sonu ve başında
3 Ocak 2014 Cuma
bir martı olsaydım eğer
istanbul'da bir martı olsam..
bir lokma simit uğruna birbirini didikleyenlerden olmazdım
o mücadeleye hiç girmez
aç kalmak pahasına
"can verildiyse rızık da gelir" derdim..
vapur kovalamaktansa
minicik bedenimle bir roronun önüne siper olur
"hey yolcu!, nereden gelir, nereye gidersin?,
var mıdır uçmaya değer diyarlar?" diye sorar dururdum..
bir kanadım "gidemezsin buralardan" derken
diğer kanadım "başka yerlerdedir kayıp ruhum" diye huysuzlanır dururdu..
ve tüm bu dırdır ve vırvır; galata, kız kulesi ve haydarpaşa huzur üçgeninde
sallanıp dururdu muhtemelen...
gece olunca boğazın en manzaralı yerini bulurdum..
yine de aldanmaz ve düşmezdim ışıl ışıl rüyaya..
üşüsem bile asıl beni ısıtanın yüreğim olduğunu bilirdim
ürkek ve biraz da yabani titrekliğimde..
olur olmaz pisleyip talih dağıtır mıydım bilmem de,
vapur dilencileri ile suratsız, selamsız ve içinden istanbul kaçmış insanlarına
isabet derdine düşerdim belki...
illa ki de, uyuz olurdum ucundan,
sosyal medya kuşu olmayı istemez,
biri tam çekerken pır olur giderdim kuvvetle muhtemel...
o mudur, şu mudur bilemem..
belki de tüm "-mez, -maz ve cıkları" yapar,
"olur elbet" dediklerimden kaçardım...
ben istanbul'da bir martı olsaydım eğer,
insan halimden hallice
kanatlarım olduğu için her ana şükreder
insanlığıma kanat çırpar çırpar dururdum...
"bir martı olsaydım eğer", 03.01.2014, son satırda
bir lokma simit uğruna birbirini didikleyenlerden olmazdım
o mücadeleye hiç girmez
aç kalmak pahasına
"can verildiyse rızık da gelir" derdim..
vapur kovalamaktansa
minicik bedenimle bir roronun önüne siper olur
"hey yolcu!, nereden gelir, nereye gidersin?,
var mıdır uçmaya değer diyarlar?" diye sorar dururdum..
bir kanadım "gidemezsin buralardan" derken
diğer kanadım "başka yerlerdedir kayıp ruhum" diye huysuzlanır dururdu..
ve tüm bu dırdır ve vırvır; galata, kız kulesi ve haydarpaşa huzur üçgeninde
sallanıp dururdu muhtemelen...
gece olunca boğazın en manzaralı yerini bulurdum..
yine de aldanmaz ve düşmezdim ışıl ışıl rüyaya..
üşüsem bile asıl beni ısıtanın yüreğim olduğunu bilirdim
ürkek ve biraz da yabani titrekliğimde..
olur olmaz pisleyip talih dağıtır mıydım bilmem de,
vapur dilencileri ile suratsız, selamsız ve içinden istanbul kaçmış insanlarına
isabet derdine düşerdim belki...
illa ki de, uyuz olurdum ucundan,
sosyal medya kuşu olmayı istemez,
biri tam çekerken pır olur giderdim kuvvetle muhtemel...
o mudur, şu mudur bilemem..
belki de tüm "-mez, -maz ve cıkları" yapar,
"olur elbet" dediklerimden kaçardım...
ben istanbul'da bir martı olsaydım eğer,
insan halimden hallice
kanatlarım olduğu için her ana şükreder
insanlığıma kanat çırpar çırpar dururdum...
"bir martı olsaydım eğer", 03.01.2014, son satırda
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)