20 Eylül 2015 Pazar

nereye gittim ben?

şu an neredesin? gerçekten bu satırlar arasında dolanmaya niyetli misin? ben tam burada "şimdi" deyim. Balkonumun pazar sessizliği bozulmak üzere, bir gözüm sokakta dolanmaya başlayan insanlarda, apartman kapıları açılıp kapanmaya başladı, araba sesleri ufaktan, arada çiçeklerime dadanan kargayı da gözetlemek zorundayım. Güneş solumdan ufak ufak kızmaya başladı, burnumda yüzüme sürdüğüm şeftali kabuklarının kokusu, parmaklarımı hissediyorum klavyede, buradayım tam burada...

"anda olmak" la ilgili yazmayı düşündüğüm başka bir ana zıplıyorum şimdi, zihnim maymun misali oynayacak yine.. "yeter" diyor "şimdi" ye bu kadar odaklandığımız.. sayıyorum kendi kendime, bir taraftan derin derin nefes alırken, sahi ben neyi sayıyordum? neredeyim, ne yapıyorum? bundan sonra hangi hareketi yapacaktım, kaç kez? sol bacağımı yaptım mı? hangi kaslarımın ne kadar yandığının farkında mıyım? fark ediyorum kızgınlık haliyle... orada değilim, otomatiğe bağlamış şekilde yapıyorum sadece hareketleri, öylesine, yapmış olmak için... spor.. zihni dağıtmak için yaptığımız aktivitelerden biri, eğer farkındalığımız tamamen bedendeyse evet işe yarar gerçekten.. yok beden bir yerde kafa bir yerdeyse sıfır fayda, gereksiz yorgunluk sadece..

yazmalıyım bunun üstüne, silkelenmek için uyandırmak için.. "hey sen, gittin yine bir yerlere, dön gel!" diye... hani arabam evin yolunu bilir ve bulur nasıl geldim gittim anlamadım diye böbürleniyorsun ya, yok işte öyle otomatiğe bağlanmış gerçekler, yaşamıyorsun.. şimdi ve burada değilsen yaşamıyorsun özetle...

konser salonundayım.. hınca hınç dolu.. devasa davullar sahnede.. tam 125 yıl öncesi ve tarihimin bana uzak bir köşesi.. batan bir fırkateyn için düzenlenmiş bir gece.. birileri bizim adımıza yas tutmaya devam ediyor, öyle insanlar ki, tüm insanlığa ait kollektif bilincin arşivi gibiler... ve ilk davulun sesi.. müthiş.. bir anda sahnede, istedikleri yapılmamış da ellerine ne geçerse öfkeyle vuran yaramaz çocuklara benzeyen adamlar beliriyor... oradalar, "an"dalar, sonsuz olasılık ve limitsiz potansiyelin içinde davul oluyorlar, devasa makaslar, ziller, kendema.. sadece o an var.. tek boyut; şimdi ve orada.. herkes o büyünün içinde.. melodiden bağımsız sadece ritm var, tüm duyguları içeren müthiş bir zeka, disiplin, performans.. minik nükteler arada.. yine her şey orada.. küçük çekik gözlü dostlar iyice devleşti.. çoook uzun zamandan sonra ilk defa bir şeyi ağzım gerçek anlamında bir karış açık izliyorum.. her şey çok planlı, yerli yerinde ve o kadar o "an"dalar ki sanki her şey doğaçlama gelişiyor gibi.. sıradan disiplinin eşsiz bir ritüele çevrilmesi.. evrilmesi.. fark edin "an"da olanları, yaptıkları işe nasıl ibadet gibi yaklaştıklarını.. gerçekten yaşayanlar onlar işte, hayatı bize ilham olanlar..

evet, ya sen? ya ben? neredeyiz? sakin...balkonumdayım, yazarken sırtımı eğmişim yine, güneş solumu geçmiş.. dönmek güzel.. hoş gelmişim ben... 



                                                                     "nereye gittim ben?", şimdi, balkonumda

16 Nisan 2015 Perşembe

öyle bir şeyler işte


hayat bir kahve molasıdır beki de,
geri kalan her şey içinde buruk bir tatla keyif almak,
bin bir rengidir belki de baharın,
hiç kış olmamışcasına taze,
yeniden yeni bir denge bulmaktır ya da kim bilir,
özgürleşmektir ve sonrasında gelen yorgunluk,
ne yazarsa yazsın astrologlar gezegenlere meydan okurcasına
umutla dolmak,
"gerçekten mi" muzipliğinde göz kırpabilmektir,
kendini sokaklara atmak ve aynı yolları bu kez bambaşka yürümektir,
biraz can sıkıntısı ya da bir parça çikolata...


pencereni açarsın bir an..
bir kuş konsun diye..
ve bir beyaz güzellik seslenir sana
beklenmedik "merhaba" ları duyabilmektir belki de hayat...
yeniden yazanın klavye tıkırtısı,
görünmeyene de bakabilmektir
hakkında yazılan, söylenen onca şeyi
basitçe ilk kez keşfeder gibi tekrarlamak
ve yine de "olsun" diyebilmektir

molayı olabildiğince sindirmek...
ya da öyle bir şeyler işte...

                                    16.04.2015, "öyle bir şeyler işte, mutluluğa açılan pencerede

20 Mart 2015 Cuma

Göreceğiz

İzmir tam 9 yıldır uluslararası bir festivale ev sahipliği yapıyor. Bunca yıl içinde benim kendisiyle tanışmam bu yıla denk geldi. Geç kalmışlığıma hayıflansam da dönülen noktanın karını yaşadım dün gece...

Bazı gösteriler, sahne performansları vardır; önünde arkasında kalabalık kadroların olduğu, her türlü gösterişin ortaya konduğu, büyük, zengin diye sunulan şaşalı yapımlar. Güzeldirler, atmosferi sizi alıp bir masal dünyasına götürür günlük karmaşadan, kendinizi o büyülü şaşanın bir parçası sayar, değerli hissedersiniz, verdiğiniz yüzlerce liraya, dolara değer, sosyal medyada "ben de oradaydım" demeye... sonra yavaş yavaş söner büyü, gerçeğinize geri dönersiniz, perde kapanır yavaş yavaş bir parmak bal çalınmış zihninizde.. 

Bir de bazı gösteriler vardır; size kendinizi, yaşadığınız gerçekliğinizi gösterir. Sizin gibi sıradandır, doğaldır, bu dünyadandır malzemesi. Buruk bir masala götürür sizi; ama, zamanla sönmek için değil; zihninizde, yüreğinizde bambaşka bir perde açmaktır tek amacı. Bir iddiası yoktur. Kendi vardır sadece. 

İşte öyle bir tattı benim için dün gece. Minik kuklalar dev bir yapımla devleşmedi dün. Dev bir vizyonla, yaratıcılıkla, sorgulama, yüzleşme cesareti ile devleşti. Kukla rollerimizi ulu orta bağıra çağıra. 

Beyaz Adamın Maceraları... The Adventures Of White - Man




İnsana dair insanca, hem mantıkla hem yürekle, hem içinden hem dışından bir öz eleştiri... Minicik bir gösteri sahnesinde kamerayla devleşen muhteşem bir görsellik... Eşlik eden ses, oyunculuk... Bir Amerikalı aktör, geldiği kültürün ironisi, paradoksu "Beyaz Adam" üzerinden hepimizi anlatıyor, güldürüyor yerli yersiz ağlanacak halimize...

Biz "Beyaz Adam" olmakla övünen varlıklar, parçası olduğumuz bu dünyadan kendimizi ayrıştırıp, farklılıklara gözümüzü, kulağımızı, yüreğimizi kapatıp para, güç, iktidar aracılığıyla bu dünyaya sözde güzellikler, iyilikler saçmaya devam ederken gerçekten günün birinde azınlık olacak mıyız? Varlığımız, ötekileştirdiklerimiz karşısında mı küçülecek, yoksa kavrayışımız, zihniyetimiz daha bütünsel, sevgi ve birlik içeren bir bilince mi yenilecek? Ben ikincisini tüm varlığımla dilesem de Paul Zaloom'un son noktayı koyarken söylediği gibi "Göreceğiz".

                                                                        "Göreceğiz", 19.03.2015, Caucozoid Sonrasında


12 Ocak 2015 Pazartesi

fark edilmeyen dize...

şarkı sözlerine çoğu zaman hiç dikkat etmem
Türk geninden hallice işte 
"arkası gelmez dertlerimin" diye başlayıp
"çile bülbülüm"den çıkan bir oynama unsurudur benim için şarkılar
melodidir beni coşturan ve de hüzünlendiren
sözlerin dikkatimi çekmesi için
ya çok mantık dışı olması 
ya da bir yaşanmışlığıma harbiden dokunması gerekir
ama öyle sezenvari bir kazıma, kanırttıma, zorlama ile değil de
daha çok nilvari
anlayana XL laflarla

belki de hayatta
en umursamaz olduğum şeylerden biridir şarkı sözleri
oysa;
kendimi bildim bileli severim satır aralarını okumayı
işte...
her nedense anlamaya çalışmam ya da duymazdan gelirim şu sözleri
belki de çoğu zaman yorumcunun, sözlerin asıl sahibinden tüm duyguyu 
ve o anlamın arkasındaki anlamı çaldığını düşündüğümdendir
ve henüz değmese de bana, henüz fark etmesem de onu,
o güzelliğin her daim orada kalacağını bilmemdendir

son dönemdeki en güzel istanbul günlerinden biriydi dün..
ve bu sefer biri benim satır aramı okudu,
itiraf etmeliyim güzel bir histi
birinin, benden duyduklarının arasından gizli bir geçit keşfetmesi...
ve bir dize fısıldadı bana yanıt olarak
o an söylenebilecek en güzel sözdü belki de,
hatırlayamadığım 
ve defelarca dinlediğim bir şarkıdan

fark etme zamanımın geldiğine sevindim,
fark ettirene de sevindim,
dinleyip duymadığım bir şeyi ilk defa dinlediğime sevindim,
"bir tatlı huzur" alasım gelmiş,
tam da yerinden doya doya alabildiğime de şükrettim.. 

                                                         "fark edilmeyen dize", 12.01.2015, gizli geçidimde