anneler günü yaklaşıyor ve her yerde reklamlar, hediyeler için kampanyalar hızla her zamanki gibi devam ediyor... bir çoğumuz rastlamış olabiliriz, Paşabahçe'nin reklamında, oğlunun hediye olarak verdiği güllerle reçel yapan herrrr daim önce çocuğunu düşünen anne modeline... ilk izlediğimde bu hangi kap kacak reklamı olacak diye beklerken Paşabahçe çıkmasına ger-çek-ten çok şaşırdım.. sevdiklerime hediye alırken tercih ettiğim, bağlı olduğum ve "Hayat en güzel hediyedir" sloganını kullanan bir markanın böylesi bir reklam yapmasına üzüldüm aynı zamanda... kuş sütünün bile olduğu bir sofrada neden bir de gül reçeli?!? ha bir tane vazoda gül bırakmış kadın, ne ince düşünce gerçekten! :) yazayım mı yazmayayım derken zaytung bunu sponsorlu haber yapmış ve demiş ki; "seneye çocuk annesine yaprak sarma hediye etmeye karar verdi"... onu görünce, uzun süredir ihmal ettiğim bloguma yeniden merhaba kapsamında "hadi" dedim kendime...
kimden, ne zaman, hangi sebepten olursa olsun bir hediyeyi kabul etmek ve içselleştirmek değerli bir erdemdir; çünkü, asıl verilen şey, bize verilen değer, sevgi, ilgidir... bunu, somut bir şey üzerinden kabul edebilmek ise bizim kendimize olan saygı, sevgi ve güvenimizin ifadesidir... eeeyyyy sana ilk kucağına aldığın günden beri "her şeyi artık bir kenara bırak ve sadece çocuğun için yaşa, ver de ver" denilen Türk annesi... almayı da öğren lütfen artık olur mu? karşılık verme gereği duymadan, koşulsuz verdiğin gibi koşulsuz almayı da öğren olur mu? çünkü verebilmek için beslenmemiz gerek.. tıpkı nefes gibi... almak da vermek kadar doğal ve kolay.. bizi üzen asıl şey sevdiğimizden karşılık alamamak değildir, verdiğimiz sevginin kabul olmamasıdır.. çünkü bize ne olursa olsun aldığımızın karşılığını vermemiz gerektiği söylenir çoğu zaman.. oysa ki; sevgi, kimin ne alıp verdiğine bakmaksızın sadece akar, özgürce dolanır hayatta...
"git o parayla kendine bir şey al", "benim her şeyim var hiç bir şey alma, istemem" değil, duymak istediğimiz.. hani sen hala "yeter, doydum" desem de burnumdan sokmaya çalışıyorsun ya o gül reçelini, işte ben de tam da o halde, vermek istiyorum o hediyeyi... çiçektir, öpücüktür, sarılmaktır veya senin asla kıyıp da kullanmayacağın 3 günlük ömrü olan bir eşyadır... neyse işte artık o, sen onu doya doya yaşa olur mu? o bluza kıy da koparıp kaynattığın güllerle sevgime kıyma olur mu, anne? güller gül olarak kalsın anne, reçel yemesem de olur...
bak bir çok yaştan artık hayatta olmayan annesine hediye veremeyecek bir çok kişi var... onların sevgisini de al hatta olur mu? bırak güllerimiz gül olarak kalsın anne.. kırmızısında sevgimizi gör, anlat onlara anneliği, kokusunda bebekliğimi kokla... bir günlüğüne de olsa doya doya al anne...
