30 Aralık 2012 Pazar

yeni yılda..

herkes kalbinin ekmeğini yediğine göre..
yeni yılda..
öncelikle..
her an yaptığınız gibi...
yüreğinize yatırım yapın..

zihninizi susturmak yerine,
ona etkin konuşmayı öğretin..

mutluluk bağımlılığınızdan özgürleşin..
ve size mutluluğu öğreteceğini söyleyenlerden uzaklaşın...

en dipsiz korkunuzla beklenmedik bir anda yüzleşecek kadar güçlenin..
egonuzla savaşmayı durdurun..
onu her yargıladığınızda, size katmerlenerek geri geleceğini bilin..

ektiklerinizi biçmeye başlarken
ve devam ederken
yeni tohumlar peşinde koşun..
ekmek için, ektirmek için..

artık bedeninizle barışın !

"her yıl aynı şeyleri diliyorum ve olmuyor" diye hayıflanacağınıza,
bu kez de,
gerçekten neye ihtiyacınız olduğunu bulun ve onu dileyin..

"ya tutarsa" diye diye içine ettiğiniz gölden,
bir zahmet artık bir kase yoğurt tutturun..

almak için verenle, özünden vereni ayırt edin..
dakka başı "hayırlısı" diyene daha fazla merhamet edin..

size duymak istediğiniz güzel, hoş ve sıradanlaşmış dileklerimi göndermediğim için,
beni hoş görün..
ve o tür mesajları heyecanla beğenen kendinizi affedin..

tüm bunlar olup biterken 1 ocak tarihini göremeyecek pek çok insanın da,
siz bu satırları okurken hala nefes aldığını hatırlayın..

ne sakalım var..
ne de kırmızı bir şapkam..
bence en iyisi siz bu söylediklerimi de
es geçin..
bir yıl önce kendinize verdiğiniz tüm sözler gibi
bunları da es geçin..

                                                        "yeni yılda", 30.12.2012, yeni yayın sayfamda

29 Aralık 2012 Cumartesi

alış veriş sepetim

bugün.. süpermarketin birinde..
malum yılbaşı öncesi..
kalabalık..
yaşlı bir adam..
daha da yaşlı bir kadını tekerlekli iskemlede gezdiriyordu..
kadın..
en az market arabasının arkasına oturtulmuş çocuklar kadar şendi..
ışıl ışıl gözleri, yapay ışıkların hemen hepsini, 
masumca yenmişti...

yaşam;
renkli renkli reyonlarla dolu..
bereketli..
hareketli..
bir oyun alanı..
peki, biz bu alanda hangi duygularla geziniyor
ve nasıl alış veriş yapıyoruz?

azimli ve kararlı görünüşümüzün altında
sadece görevi yapıp çıkmak mı var?
rastgele sepet doldurup dolduruşa gelenlerden miyiz?
itiraf edelim, en kuytu köşemiz neresi?
hiç hırsızlık geçiyor mu aklımızdan?
promosyonlarla karnımızı doyurup kaçtığımız oluyor mu arada?
son kullanma tarihi demişken..
neyin tarihini geçiriyoruz sürekli?
saçma ve gereksiz bulduğumuz ürünler kapış kapış giderken fal taşı gözlerimize dikkat ediyor muyuz hiç?
en üste rafa uzanamadığımızda nasıl yardım istiyoruz?
para dışında ne bırakıyoruz orada?
kasadaki kıza.. pardon.. yoksa genç bir delikanlı mı o?
"bir poşet daha" yerine ne diyoruz?
ne geliyor da dilimizin ucuna yutuyoruz geri?
listeyi biz mi hazırlıyoruz?
yoksa..
tutuşturuyorlar mı elimize?
"organik de organik" diye dolanırken..
hangi yapaylıklarımızdan arınma telaşındayız?
ıslık çalıp şarkı mırıldanıyor muyuz hiç sırada beklerken?
sahi, neyi bekliyoruz ki biz?

ben bir kadın gördüm bugün..
yaşamın tam da göbeğinde..
gülümsedi, gülümsedim...
keyifli bir alış, keyifli bir verişti vesselam...
tüm o kalabalık içinde..
o vardı..
yuvarlanıp gitse de o...
kesinlikle vardı!

                                                 "alış veriş sepetim", 29.12.2012, bir gülümseyişte

18 Aralık 2012 Salı

bu kadar işte...

"geldi, gelecek, var mı, yok mu?" derken son üçün içindeyiz işte..
kimimiz; yıllar, aylar öncesinden araştırdık, okuduk, dinledik, paylaştık..
kimimiz son dönemde "acaba?" diye merak ettik, kulak kabarttık...
kimimiz olayı sadece dünyadaki iki köye indirgedik..
tv yapımcıları işe yarar yaramaz bir gündem yakaladı, kullanıyor sonuna kadar..
çoğu hali hazırdaki bilimin insanları "zırvalık" diyip işin içinden kendince çıkıyor..
işte öyle ortaya karışık bir 21 aralık muhabbeti döndükçe dönüyor..
herkes şu kanaate vardı ki, öyle kıyamet falan kopmayacak..

yine de, bana göre..
hala kıyamet kavramı yeterince yerine oturmadı..
bunca dönen lafın arasında,
benim takip edebildiklerimin içinde,
alternatif bir tanım, algı sunmak isteyenler çoğunlukla susturuldu...
ya da geçiştirildi...
sonuç..
çoğumuz günlük hengamenin içindeyiz hala...

bir gün herkes kendi kıyametinin farkına varacak elbette...
ben benimkinin keyfini çıkarıyorum şu aralar..
yavaş yavaş yok olurken yavaş yavaş var oluyorum...
ruh halim savrulup duruyor ve ilk defa bundan korkmuyorum..
tam tersi güveniyorum...
inişlerden çıkışım hızlandı..
omurilik farkındalığım tavan yaptı..
ağrı, sızı, acıdan uzak, derin ve merakla izlediğim bir titreşim bu..
elektriklerle bir derdim olmadı..
odamdaki lamba arka arkaya sorun çıkardı hepsi bu...
koku duyum son derece hassaslaştı...
samimi, içten, sıcak hatta misafirperver gibi görünen
her türlü tutumun arkasında var olan başka ve tam tersi niyetler çok net görünür
ve sezilir oldu..
tüm dünyada olan biten bunca kargaşa ve olumsuzluğa isyanım duruldu...
her şeyin olması gerektiği gibi olduğu kavramı yayıldıkça yayılıyor içimde..
serin, berrak bir enerji var bir tarafta..
bir tarafım çok derin bir yorgunlukta...
mona lisa'yı kavramak diyorum ben bu duruma...
en çok rekabet halinde olanların maskeleri parlaklaştı..
kendileri ya da başkaları fark etmiyor...
uçan kuşa günahını satmak isteyenlerin son demleri, biliyorum...
yeni insanlara niyet ederken..
şu aralar en çok destek verenler eskilerden..
onlarla bağım başka boyutta güçleniyor sanki..

gerçek bir paylaşım dönemine giden
bilinmedik bir tünel bu...
yazının başındaki kelimeler bile geride kaldı..
hızlı.. hızlı ve güvenli...
hem tanıdık hem de belirsiz bir süreç..
bu dönemden sonlaşan iletiler,
sonlaşan mesajlarsa bunlar..
bu kadar işte..

                                                     "bu kadar işte", 18.12.2012, dolu bir boşlukta




13 Aralık 2012 Perşembe

he deyip geç...

yıl biterken facebook "bir bak bakalım 2012 yılını nasıl geçirmişsin" diye bir özet yapmış.. sağ olsun.. ben, kendi değerlendirmemi yapmaktan öte ve acizim çünkü bir destek vermiş... ben neyi ne kadar paylaşma gereği duyduysam ondan bir çıkarım yapmış kendince..

bu özete göre muhteşem bir 2012 geçirmişim.. aşkla ilgili paylaştığım bir dostoyevski sözü hit olmuş.. izmir için yazdığım bir şey, bir de bayram mesajım özete damgasını vurmuş... en mutlu karelerim elbette yine izmir'de geçmiş... ilginç...insan yapımı bir program hayatımın en önemli anlarına benim adıma karar vermiş...
hem de 10 değil, 30 değil, 20 kare seçmiş... bir mantığı vardır elbette...

kendimi face bağımlısı biri olarak görüyorum.. eğer, cep telefonumdan bile kullanma gereği duyuyorsam bence kesinlikle öyle.. bir de öylesine hesabı olanlar var.. özendiğim insanlar..onlar hesaplarını yönetiyor, hesapları onların yaşamını değil.. onlara nasıl bir özet sundu acaba diye merak ediyorum.. daha gerçekçi olduğuna eminim.. sahici ve gereği kadar yapılan paylaşımlarda daha özgün kareler çıkması muhtemel...

bugün iyi başlamadım güne... mutlu, huzurlu, dengeli, neşeli falan da değilim.. hatta tam tersi.. sıkkın ve bıkkın bir haldeyim.. dibine kadar da bu ruh halimi ağırlıyorum kendimde... birileri de beni dinlesin istiyorum şu anda... hiç bir halt söylemeden öylece dinlemesini... anlamasını da beklemiyorum.. yapamaz çünkü.. bu karanlığın içine kimse dalamaz... izin de vermem zaten... 

bugün facebook "bak ne güzel bir yıl geçirdin" dedi diye bu durumu değiştirecek değilim... "bu yılım nasıl geçti gerçekten" diye kafa yoracak da değilim.. geldi, yaşanıyor ve de gidecek... iyi de geldi, vasat da, kötü de... nasıl olsa yukarıda bir yerde her şey dengede...bunu bilmek benim için yeterli..

diyeceğim o ki facebook, "ben bu zaman tünelini boşuna çıkarmadım, al işte bak sana hediye" diye bir jest yapmışsın kendince.. eyvallah... diğer yandan, ben bütün sene boyunca ne kadar çok anda kalmakla!!! ilgili paylaşım yaptım biliyor musun sen..? neden onların hesabını tutmadın da, "baaaak senin paylaşım geçmişin!! bu" diyorsun bana...? belki henüz hazır değilim bu kadar sahte ben görmeye karşımda pat diye.. ben sana bir şeyler yazıyorum  işte..arada bir sahici şeyler üstelik...bir sürü ilginç yaşam, türlü türlü maske gören sensin... çentik atacağına "he" deyip geçsen ne olur ki?

                                                                                                "he deyip geç..", 13.12.2012, anda...

9 Aralık 2012 Pazar

batı dilinde aşina bir hikaye...

hikayelerin içinde doğduğu, yoğrulduğu toprakların ona has bir dili vardır.. 
ifade şekli...imgeleri ve görselliği.. melodisi.. kokusu.. dokunuşu...
batı sevmiştir kendi dilinde ve kendine diyar diyar uzak yerlerdeki oryantal bulduğu hikayeleri anlatmayı...
müziğini.. kostümünü vermiştir...
gizemli saraylar, tütsü kokulu kadınlar peçeler ardından kadife perdelere yansımıştır..
kendini anlattığı kadar o hikayeleri de opera ve bale diline uyarlamıştır..

bu sefer bize yakın topraklara ait ve aşina olduğumuz hikayeyi 
batı dili ve üslubu ile anlatmayı seçen de bizden...
Yusuf ile Züleyha..
opera tadında yine sahnede...
İstanbul'dalar...
Türkçe söylüyorlar diyeceklerini..
Türkçe anlatıyorlar aşklarını..

ben alışkın değilim..
tüm hikayenin böyle detaylı detaylı sahnede anlatılmasına..
bana tanıdık operalarda ben hep hikayenin dönüm noktalarını sahnede izlemiş,
hikayenin derin kısmını ise başka kaynaklardan okuma, anlama ihtiyacı duymuşumdur...
dün öyle olmadı...
bolca söz vardı.. her şey açık açık sahnedeydi..
o yüzden doymadım, doyamadım müziğe..
çok da gelmedi kulağıma...
akıp karışamadım hikayeye..
müzikal tadı aldım daha çok takip ederken librettoyu..

güzellik ve erdemin simgesi Yusuf ile,
aşkın simgesi Züleyha'yı dinlerken...
benim için tüm dönüm noktalarını Züleyha söyledi..
tüm hikayenin de özünü..
"reddedilen kadın affetmez" dedi önce..
aşk acısıyla yoğrulurken..
affetmemesi sonra çok daha yüce bir duyguya dönüştü...
"vücut köleliğinden kurtuldum, senin kulundum, artık Tanrı'nın kuluyum" dedi..
söyledi...söyledi.. şarkı oldu...aşk oldu...ses oldu..ve sadece oldu sahnede Züleyha...

bu hikaye tutar mı...
tahminim..
kesinlikle evet...
dünyevi aşktan..
ilahi olana yolculuk..
batı dilinde olsa da... 
içtenlikle ve alkışla tutar...
erdemli bir erkekle aşık bir kadın..
sürekli arayış içindeki ruhlarımızda..
her zaman yer bulur ve perde açar...
bana göre...

                              "batı dilinde aşina bir hikaye", 08.12.2012, kadıköy






4 Aralık 2012 Salı

aşureden seçmeler

ben kendim hiç denemedim.. 
sağolsunlar getiriyorlar.. 
ben de bereketleri gani gani artsın diye dua ederek afiyetle yiyorum...
herkesin kendi eli var, kendi lezzeti, içine kattığı sevgisi..
farklı farklı dünyalar tadıyorum sanki ben..

annem de bir süredir niyetleniyor yapmak için..
çok da güzel yapar..
hatta bu konuda epey hayranları var diyebilirim..
"senin ki başka bir güzel oluyor" diye..
yine de aldı bizimkini bir telaş..
ona göre Nuh'un Gemisinde hiç bir şey eksik kalmayacak..
malzeme listeleri hazırlandı..
şundan şu gram, bundan bu kadar bardak...
her şey güzel..
sonra birden demez mi, "buğdayları blenderdan geçirenler varmış" diye..
"imdaaat" 
işte orada dur..
olmaz olamaz.. ben en çok buğdayı seviyorum içinde..
erimesin o, yok olmasın..
keşkek değil ki bu, aşure..
o bütünlüğün içinde
her şey tek tek ağıza gelecek..
sen bulmaca çözer gibi "aaa bu da varmış" diyeceksin..
işin zevki tadı tuzu orada zaten..
yok öyle oyun bozanlık..
hem ben herkesin bu dünyada özgün bir yeri var diye attım kendimi ortalığa
sağa sola ahkam kesiyorum..
yok efendim o buğday kendi bireyselliğini koruyacak...
lütfen sen kendi bildiğin gibi yapar mısın anne..

hepimizin bir bolluk bereket tenceresi var..
o bir oyun alanı..
kimimiz taneler peşinde kimimiz meyveler ya da baharatlar..
renkli ve yaratıcı bir tencere bu...
ne kadar hayal o kadar çeşit..
ne kadar hoş görü o kadar davet...
hımmm...
kendiminkini düşünüyorum şimdi...
ben kimyonu çok severim örneğin...
hiç deneyen var mı?
aşurede yani..
duyamadım pardon 
biri "imdat" mı dedi?

                                        "aşureden seçmeler", 04.12.2012, koca tencerenin dibinde


3 Aralık 2012 Pazartesi

her an...

"her an; aynı anda hem kavuşma
hem de ayrılıktır
eğer görmeyi ve yaşamayı seçersek" dedi kadın..
donuk bir halde...
ve gözlerini engin maviliği öylesine kirleten şehir görüntüsünden çekip
adama yöneltti...
onun gözlerine baktı.. ya da öyle bir şey..
bunu neden yaptığını o da bilmiyordu ya...
çünkü orada kendi yansımasını ta başından beri hiç görmemişti...
yine görmemeyi umarak baktı...
o deliklerden içeri süzülen 
adamın kalbine gömülü diğer kadınlara
son kez baktı...

"ben gidiyorum" diye ekledi kadın...
"beni sürekli itmenden yoruldum..
senin, seni iteni beklerken ki sızlanmalarından da usandım...
kendini layık gördüğün kişi kadar özgürsün...
ben bu alanda yokum... hiç bir zaman da olmadım...
her şey yanılsamalardan ibaretti...
hepsi bu..."

her konuşma; hem hayal
hem de gerçektir diye geçirdi içinden...
ve kaldığı satırdan okumaya devam etti kadın..
bir kez daha yineleyerek onu gülümseten cümleyi...
"her anlamda birlikte olmayı istediğim ve
her anlamda benimle birlikte olmak isteyen bir erkeği
yaşamıma çekiyorum..."
güzel bir kitaptı vesselam...

                 "her an", 01.12.2012, hoşçakal'ın anlamını yitirdiği yerde