Karantina günlerinde 40 küsur günü devirdikten sonra bu sabah ilk kez dışarı çıktım. Bir hava almak, güne farklı başlamak için. Bir gün öncesinden planlamıştım. Maskemi, giyeceklerimi, yanıma alacaklarımı hazırlamıştım sanki bir seyahate çıkacak gibi heyecanlıydım. Ya sahile meşhur Kordon'a gidecek denizle buluşacaktım ya da fuar alanına gidip yeşille kucaklaşacaktım. Çok özlememe rağmen asıl sevgilim yerine flörtümü tercih edip denize gittim. İnanılmaz sakin ve dingindi, o kuytulukta bile hafiften delidir, uykuda gibiydi bu sabah.
Hiç beklediğim gibi bir deneyim değildi bu. Yer, yön, mekan, zaman tüm boyutlar farklılaşmıştı adeta. Hepsine yeni bir ayarlama yapılmış gibiydi. Mesafeler ıraklaşmış, yakınlaşmış, hangi sokak nerede nereyle buluşuyor birbirine dolanmış. Uzun zaman yaşamadığın bir yere geri döndüğündeki gibi bir durum değil bu, hemen hatırlarsın o anlarda, her şey hızla geri gelir. Bu kurguydu sanki, sanal gerçeklik dedikleri belki de buydu.
Bedenim özgür olsa da nefesim tutsaktı. Korkunç bir şey bu, denizin dibinde olup onu koklayamamak sevgiliyi içine çekememek kadar berbat. Baharı eksik tatmak, boğulma hissiyle eş değer.
Öylesine, düşünülmeden kolayca eve girip çıkmak, tam bir ritüel şimdi. Sıkıcı, angarya, saçma bir düzine eylem. Ben ki, sırf o kadar şey giyilip çıkarılıyor diye üşendiğimden bir çok spordan uzak durmuşum, şimdi en temel hareketim için bile böylesi hazırlık! Kaçtığım kovalamakta hala beni.
Şehrin bu aurasını hiç beğenmedim. İnsana dair ne kadar kötücül enerji varsa dışarıda bırakmışız. İnşa etmekle gurur duyduğumuz ne varsa sahipsiz, başı boş.
Anladım ki, nicedir takındığımız maskeler su yüzüne çıkmış. Mış gibi takındığımız tüm tavırlar düşmüş ve birbirimize çok önce koyduğumuz asıl mesafeler görünür olmuş. Hiç olmadığımız kadar dürüstüz kendimize ve başkalarına. Acı, çirkin, yalın tüm gerçekliğimiz biz evdeyken cirit atıyor dışarıda.
Hava gergin, hastalıklı. Virusle değil ruhumuzun artıklarıyla cebelleşmekte.
Görünen o ki, hem içeride hem dışarıda arınmak epey zaman alacak.
Dilerim, ev bizim kozamız olsun, kelebek olup çıkalım dışarı. Dilerim dışarısı şifalansın biz yokken, affetsin. Yeni dengesinde bu sefer örtbas etmek yerine görünür kılsın bizi.
28 Nisan 2020 Salı
23 Nisan 2020 Perşembe
Ne Mutlu İçimdeki Çocuğa
Çocukken hiç çocuk hissedemedim ben. İçimde hep bir akıllı, uslu olmamı söyleyen biri vardı ve dinlerdim hep sözünü. Şımarıklık yapmazdım, bilmezdim de. Bir isteğim için tutturmazdım, "hayır"ı anlardım. Yaşımdan daha olgun olduğum söylendi hep- ki bu beni hiç bir zaman mutlu etmedi.
23 Nisanlar kendimi çocuk hissettiğim nadir anlardı. Biz dünya çocukları olarak kutlardık o zamanlar. Her yerden akın akın gelirdi o rengarenk, cıvıl cıvıl neşeler, barış elçileri. Halit abimiz vardı, efendi efendi sunumuyla. Ne güzel danslardı onlar, ne kadar özenliydi herkes. Biz ne gurur doluyduk ev sahibi olarak. Yağmur yağardı çoğu zaman, küserdik içimizden içimizden.
Hatırlıyorum, kızamık geçirdiğim için töreni kaçırdığım bir bayramı. Ne kızmıştım o kırmızı lekelere. Bugün çocuklar hangi duygularla sahip çıkıyorlar bu bayrama bilmesem de, evde kalmak zorunda olmanın keyifsizliğini çok iyi anlıyorum o yüzden. Ah şu bayramları dar eden virüsler.
Sonradan yeşillendi, filizlendi benim içimdeki çocuk. Yaş aldıkça ben acısını daha çok çıkardı olamadığı geçmişin. Olgunluk iltifatları "kızım ne zaman büyüyeceksin sen?"lere dönüşüverdi birden. Civcivlerim bile "ece ablaaa, bir büyü artık" diye dürter beni arada. Ne mutlu bana, ne mutlu içimdeki o güzel, yaşam dolu kız çocuğuna. Hakkıdır her daim yaşaması ve kendini göstermesi.
Bugünleri geçirebiliyorsam eğer, onun sayesinde. Onun keyfi, umudu, enerjisi, merakı sayesinde. Bugün çekici geliyorsam insanlara yine onun sayesinde.
Bugün, bayramıdır onun, dünya bayrağı altında. Barışla, huzurla dolduğu gündür. Geleceğin aydınlık kapısının önünde eteklerini tutup kocaman gülümsediği gündür. Kutlu olsun, doya doya!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
