bir bavulum ben..
hem acele acele toplanmış..
hem de anlık ihtiyaçlar için özenle yerleştirilmiş..
hem cüsseme uygun..
hem de kocaman bir yürek gibi..
hem bildik yere giden..
hem de yepyeni maceralara dalan..
hem terk eder gibi bir yeri...
hem de kısa bir mola gibi..
hem çekilen..
hem kucakta taşınan..
hem unutulan..
hem sakınılan..
hem kaybolan..
hem de bulunan..
yarım ancak dolu..
ya da zorla kapandım..
bir sürü etiket var üstümde..
çok gezdim çok dolaştım..
başım döndü bir ara..
yok yok..
vitrinden henüz çıktım..
ilk yer için ayrı bir pırpırdayım..
sadece "şimdi"yi taşıyorum ben..
biten yollardan..
yeni başlayanlardan tamamen özgürüm..
hem yaratıyorum..
hem de nerede olduğumu..
gayet iyi biliyorum..
ece, 10.10.2012, "mesele gitmek mi?", tam da burası..
10 Ekim 2012 Çarşamba
8 Ekim 2012 Pazartesi
yeni bir oyun..
tek başıma konser, tiyatro, sinema olayını severim.. biraz da ankara günlerimin kazanımıdır bana.. kendi dinginliğimde sadece etkinliğe odaklanmak iyi gelir .. önünde arkasında günlük telaşa, kaygılara ya da neşeli paylaşımlara yer olmadan.. pat diye geçişlerdense, öncesindeki tek başınalık macera, ayrı bir keyif verir bana..
diğer yandan bazen öyle şeyler geliyor ki sahneye.. bir başka zihin, beden, ruh ve duygu rehberliği, yarenliği istiyor can.. güzel bir yemek sonrası kahve gibi, üzerine tatlı bir sohbet ihtiyacı doğuyor.
aşk.. üzerine her türlü renkten, acıdan, mutluluktan, deneyimden, kitaplardan, alıntılar çalıntılar yapa yapa bitiremediğimiz aşk.. oyun atölyesinin yeni oyunu.. paylaşmaya susamış olarak ilk işim yorumlara bakmak oldu.. yok! benim izlerken tam olarak aldığım hissettiğim değil bunların hiç biri..
kadın erkekten çok çok öte.. ikisinin de olmadığı, varlığın bedenden çok öte, tek bir şey olarak ortaya çıktığı başka bir boyuttu benim sahnemdekiler.. o aşk ruhu genişleten, besleyen ilahiye uzanan bambaşka bir şeydi, hikayeden öte bir anlatımdı..
bu oyun bana göre, varlığın özgürlüğünü genişleten her şeydi... hem çok tanıdık hem de belirsiz ve yeni..gönül ister..bir dost daha gitsin.. pandaların hikayesini bir de biz anlatalım birbirimize...
07.10.2012, "yeni bir oyun", pandaları aradığım yerde
diğer yandan bazen öyle şeyler geliyor ki sahneye.. bir başka zihin, beden, ruh ve duygu rehberliği, yarenliği istiyor can.. güzel bir yemek sonrası kahve gibi, üzerine tatlı bir sohbet ihtiyacı doğuyor.
aşk.. üzerine her türlü renkten, acıdan, mutluluktan, deneyimden, kitaplardan, alıntılar çalıntılar yapa yapa bitiremediğimiz aşk.. oyun atölyesinin yeni oyunu.. paylaşmaya susamış olarak ilk işim yorumlara bakmak oldu.. yok! benim izlerken tam olarak aldığım hissettiğim değil bunların hiç biri..
kadın erkekten çok çok öte.. ikisinin de olmadığı, varlığın bedenden çok öte, tek bir şey olarak ortaya çıktığı başka bir boyuttu benim sahnemdekiler.. o aşk ruhu genişleten, besleyen ilahiye uzanan bambaşka bir şeydi, hikayeden öte bir anlatımdı..
bu oyun bana göre, varlığın özgürlüğünü genişleten her şeydi... hem çok tanıdık hem de belirsiz ve yeni..gönül ister..bir dost daha gitsin.. pandaların hikayesini bir de biz anlatalım birbirimize...
07.10.2012, "yeni bir oyun", pandaları aradığım yerde
7 Ekim 2012 Pazar
kleine kleine..
gecesi gündüzüne karışanlara..
gündüzde ay arayanlara,
kızarmış ekmek kokuları...
çatal bıçak sesleri..
dolgun kahve fincanları..
habersiz kalın sayfalar
arasından
birden bire başlayan
Eine Kleine Nachtmusik olsam..
neşeli..
kararlı..
güçlü..
kimsenin kulağına görünmeden..
yarım yarım nimetlerin dünyasında
fazlaca oyalanmadan..
sadece kendim için..
kleine kleine..
gökyüzüne doğru uzansam...
07.10.2012, "kleine kleine", sofrada
gündüzde ay arayanlara,
kızarmış ekmek kokuları...
çatal bıçak sesleri..
dolgun kahve fincanları..
habersiz kalın sayfalar
arasından
birden bire başlayan
Eine Kleine Nachtmusik olsam..
neşeli..
kararlı..
güçlü..
kimsenin kulağına görünmeden..
yarım yarım nimetlerin dünyasında
fazlaca oyalanmadan..
sadece kendim için..
kleine kleine..
gökyüzüne doğru uzansam...
07.10.2012, "kleine kleine", sofrada
6 Ekim 2012 Cumartesi
bir tuhaf boyut: zaman
biraz karmaşa..
biraz umutsuzluk..
trafik..
e birazcık da kalabalık şehrin birinde..
her şeye rağmen..
sürüp giden festivallerden biri olsam...
bir tepenin başında..
açık havada..
eski eskilerin arasında dolanan..
merak eden..
aranan..
o koku için oralara gelen...
genç yaşlı
ilgili ilgisiz insanlarım olsa...
tezgahlarımda bolca kitap..
sarı sayfalar..
ayrılmış ciltler..
kimi sere serpe..
kimi dizi dizi raflarda..
bolca plaklar olsa bir de..
küçüklü büyüklü...
biraz bizden biraz dünyadan..
ve dergiler..
şimdi yerini sayısız çeşide,
konuya, renge bırakmış dergiler..
sonra kadının biri gelse..
"ihtiyarlamadan yaşlanma sanatı" başlıklı bir tefrika için..
bir "hayat" alsa...
zaman makinesine binmiş gibi..
geleceğe..
yoksa geçmişe mi...
yol almaya başlasa..
Kirk Douglas'ın Spartaküs diye bir film çektiğini öğrense mesela..
doğumundan 16 yıl öncesine ait haftalık burcunu okusa..
Nina Ricci ve Chanel'in yaz kreasyonundan seçme elbiselere bayılsa...
İsmet Sıral ve Orkestrası'nın dünya caz festivali macerasına ortak olsa..
çok mu fantastik bir öykü olur?
ya da tarih bildiği bir zaman dilimini
şimdiye taşıyarak..
ihtiyarlamadan geleceğe mi gitmiş olur?
03.10.2012, "bir tuhaf boyut: zaman", sahaf festivalinde
biraz umutsuzluk..
trafik..
e birazcık da kalabalık şehrin birinde..
her şeye rağmen..
sürüp giden festivallerden biri olsam...
bir tepenin başında..
açık havada..
eski eskilerin arasında dolanan..
merak eden..
aranan..
o koku için oralara gelen...
genç yaşlı
ilgili ilgisiz insanlarım olsa...
tezgahlarımda bolca kitap..
sarı sayfalar..
ayrılmış ciltler..
kimi sere serpe..
kimi dizi dizi raflarda..
bolca plaklar olsa bir de..
küçüklü büyüklü...
biraz bizden biraz dünyadan..
ve dergiler..
şimdi yerini sayısız çeşide,
konuya, renge bırakmış dergiler..
sonra kadının biri gelse..
"ihtiyarlamadan yaşlanma sanatı" başlıklı bir tefrika için..
bir "hayat" alsa...
zaman makinesine binmiş gibi..
geleceğe..
yoksa geçmişe mi...
yol almaya başlasa..
Kirk Douglas'ın Spartaküs diye bir film çektiğini öğrense mesela..
doğumundan 16 yıl öncesine ait haftalık burcunu okusa..
Nina Ricci ve Chanel'in yaz kreasyonundan seçme elbiselere bayılsa...
İsmet Sıral ve Orkestrası'nın dünya caz festivali macerasına ortak olsa..
çok mu fantastik bir öykü olur?
ya da tarih bildiği bir zaman dilimini
şimdiye taşıyarak..
ihtiyarlamadan geleceğe mi gitmiş olur?
03.10.2012, "bir tuhaf boyut: zaman", sahaf festivalinde
5 Ekim 2012 Cuma
incilerimiz..
onunla üniversite yıllarında karşılaştım ilk..
o anların sevdiğim ve sevildiğimi tanıştırmıştı..
o yüzden sanırım ayrı bir tatlıydı..
sonrasında ona çok vefalı olduğumu söyleyemem...
hani bazı dostlar vardır..
size hem çok yakın hem de uzak gibi görünen
tuhaf bir boyuttan..
konuşmaz görüşmezsiniz..
sonra bir gün bir telefon..
devam edersiniz aynen
en son bıraktığınız yerden..
geçenlerde onunla ilgili bir haber aldım
ve teyit etmek için onu görmeye gittim...
kapıdan içeri girerken gözüme ilişen ilk şey o tabela..
içerisi kalabalık, hiç bu kadarını görmemiştim..
çoğunluk ayakta...
beynelmilel bir caddenin tam göbeğindeyim..
tek kelime Türkçe bilmeyen dondurmacılar bile var artık burada..
ve ben..
bir taburenin üstünde otururken..
hüzünle karışık..
yumuşacık pandispanya..
hafif bir krema..
ve ekmek bandırılası çikolata sosuyla
"inci" den bir çatal alıyorum...
tadı damağımda..
kasadaki kadına soruyorum..
bu sorudan oldukça yorulmuş belli..
"belli değil henüz, bekliyoruz" diye yanıt veriyor bana yüzü yerde...
ve ben kapıdaki tabelaya geri dönüyorum..
"1944'den 2012'ye tam 68 yıldır sizlere hizmet ettik, her şey için teşekkür ederiz"...
pek çok anıyla yüklü..
güzel bir değerimiz daha tarih olma ihtimali ile karşı karşıya..
belli ki..
bir zamanlar karalardan geçen gemilerin izlerini..
birileri..
yüreğimize acıtarak kazımak istiyor...
02.10.2012, "incilerimiz", garip bir şehirde
o anların sevdiğim ve sevildiğimi tanıştırmıştı..
o yüzden sanırım ayrı bir tatlıydı..
sonrasında ona çok vefalı olduğumu söyleyemem...
hani bazı dostlar vardır..
size hem çok yakın hem de uzak gibi görünen
tuhaf bir boyuttan..
konuşmaz görüşmezsiniz..
sonra bir gün bir telefon..
devam edersiniz aynen
en son bıraktığınız yerden..
geçenlerde onunla ilgili bir haber aldım
ve teyit etmek için onu görmeye gittim...
kapıdan içeri girerken gözüme ilişen ilk şey o tabela..
içerisi kalabalık, hiç bu kadarını görmemiştim..
çoğunluk ayakta...
beynelmilel bir caddenin tam göbeğindeyim..
tek kelime Türkçe bilmeyen dondurmacılar bile var artık burada..
ve ben..
bir taburenin üstünde otururken..
hüzünle karışık..
yumuşacık pandispanya..
hafif bir krema..
ve ekmek bandırılası çikolata sosuyla
"inci" den bir çatal alıyorum...
tadı damağımda..
kasadaki kadına soruyorum..
bu sorudan oldukça yorulmuş belli..
"belli değil henüz, bekliyoruz" diye yanıt veriyor bana yüzü yerde...
ve ben kapıdaki tabelaya geri dönüyorum..
"1944'den 2012'ye tam 68 yıldır sizlere hizmet ettik, her şey için teşekkür ederiz"...
pek çok anıyla yüklü..
güzel bir değerimiz daha tarih olma ihtimali ile karşı karşıya..
belli ki..
bir zamanlar karalardan geçen gemilerin izlerini..
birileri..
yüreğimize acıtarak kazımak istiyor...
02.10.2012, "incilerimiz", garip bir şehirde
4 Ekim 2012 Perşembe
dudaktan kalbe..
barış...
dillerden yüreklere inmeye başladığında
akar dalga dalga
büyür ..güçlenir..
söylemleri aşar..
barış..
onu duyumsayan insanlara yaraşır..
dengedir..
koşulsuz sevgidir..
farklılıkları kabul ederek
bu enginlikte her farklılığa
yetecek kadar
yer ve bereket olduğunu bilme halidir...
önce bir bireyin içinde filizlenir..
bugün hepimiz barış için susadıysak
belki de bu,
önce bireysel barışımız için
harika bir fırsattır..
ertelediğimiz işler mi var..
kontrol edemediğimiz kızgınlığımız mı...
yaşamak yerine bastırdığımız duygularımız..
bitmez tükenmez
sahip olma,
olma ya da bilme arzularımız mı...
affedemediklerimiz..
nedir bizi bizle amansız mücadeleye sürükleyen ?
bugün madem "barışa evet" diye yola çıktık
o zaman..
sadece bir nokta..
kendimizde bir noktayla bugün barış imzalasak...
daha inandırıcı olmaz mıyız?
dudaktan kalbe inmek için..
onu gerçekten davet etmek için..
önce kendimizle masaya oturamaz mıyız?
04.10.2012, "dudaktan kalbe", sınırda bir yer..
dillerden yüreklere inmeye başladığında
akar dalga dalga
büyür ..güçlenir..
söylemleri aşar..
barış..
onu duyumsayan insanlara yaraşır..
dengedir..
koşulsuz sevgidir..
farklılıkları kabul ederek
bu enginlikte her farklılığa
yetecek kadar
yer ve bereket olduğunu bilme halidir...
önce bir bireyin içinde filizlenir..
bugün hepimiz barış için susadıysak
belki de bu,
önce bireysel barışımız için
harika bir fırsattır..
ertelediğimiz işler mi var..
kontrol edemediğimiz kızgınlığımız mı...
yaşamak yerine bastırdığımız duygularımız..
bitmez tükenmez
sahip olma,
olma ya da bilme arzularımız mı...
affedemediklerimiz..
nedir bizi bizle amansız mücadeleye sürükleyen ?
bugün madem "barışa evet" diye yola çıktık
o zaman..
sadece bir nokta..
kendimizde bir noktayla bugün barış imzalasak...
daha inandırıcı olmaz mıyız?
dudaktan kalbe inmek için..
onu gerçekten davet etmek için..
önce kendimizle masaya oturamaz mıyız?
04.10.2012, "dudaktan kalbe", sınırda bir yer..
3 Ekim 2012 Çarşamba
teşekkür...
tam 12 yıl önce aldığım bir kitap geçti dün elime...varlığını bildiğim, hatırladığım..ilk gün elime alıp bir kaç sayfasını kurcalayıp yerli yerine bıraktığım.. bir kaç kez daha deneme cesaretine erip yine yenildiğim.. neye yenildiğim ise o zamanlar meçhul.. halbuki herkes o kitaptan bahsediyor, yazılıyor, çiziliyor, bir numara.. yok! benden içeri girmiyor..
dün kilitlerimden biri daha açılmış olmalı ki, elime aldığım gibi yuttum.. son bir kaç yıldır okuduğum neredeyse her şeyi, yaşanmış bir hikaye, bir yol üzerinde öyle güzel anlatmış ki.. birlik bilincinden, her şeyin bir yaşam amacı ve kendine özgü yeteneği olduğuna; bereket ve bolluk bilincinden, doğanın şifa yöntemlerine kadar..
tüm o okunmuşluklar, birikimler üzerine öyle güzel geldi ki.. daha bir bütünleştiriyor her şeyi... gözüme çarpan, sonra iliğime, ruhuma değen o kadar çok cümleden biri hemen öne fırlıyor...
"hiç bir yaratık, bunu kendi arzulamadıkça acı çekmemelidir" .. bu 12 yıl içinde tek tek, özenle yaşamayı seçtiğim acılarıma gidiyorum şimdi.. başka bir ben olarak..onlarla büyümüş olarak...
bu yaşam içinde bin bir türlü rolle, biçimle iletilen o kadar çok kadim bilgi var ki bize..sadece biz, o özel anda, ona ayarlı olmadığımız için alamıyoruz o kadar.. her zaman alıcı da değiliz üstelik.. biz de farkında ya da değil, bir çok şey veriyoruz.. ve çoğu zaman da asıl verilmesini istediğimiz kişilere ulaşamamaktan yakınıyor ve inciniyoruz.. henüz zamanı gelmediği için verilemeyen ve sadece kendi yolunda ilerlemeye devam edenlere..
oysa kitap.. onu 12 yıl beklettiğim, tozlara mahkum ettiğim için bana hiç incinmedi.. sanki dün almışcasına oldukça içten ve de cömertti...
uygunların buluşması için gereken zaman.. öğreten zaman.. bütün o cazur cuzur, karman çorman dolanmalar, aramalar, buldum derken kaybolan yayınlar.. şimdi biliyorum ki, bana, tam o noktada, o netlikte buluşmanın mutluluğunu veren aslında sizsiniz...hepinize sonsuz teşekkürler...
03.10.2012, "teşekkür", uçsuz bucaksız bir çölde..
dün kilitlerimden biri daha açılmış olmalı ki, elime aldığım gibi yuttum.. son bir kaç yıldır okuduğum neredeyse her şeyi, yaşanmış bir hikaye, bir yol üzerinde öyle güzel anlatmış ki.. birlik bilincinden, her şeyin bir yaşam amacı ve kendine özgü yeteneği olduğuna; bereket ve bolluk bilincinden, doğanın şifa yöntemlerine kadar..
tüm o okunmuşluklar, birikimler üzerine öyle güzel geldi ki.. daha bir bütünleştiriyor her şeyi... gözüme çarpan, sonra iliğime, ruhuma değen o kadar çok cümleden biri hemen öne fırlıyor...
"hiç bir yaratık, bunu kendi arzulamadıkça acı çekmemelidir" .. bu 12 yıl içinde tek tek, özenle yaşamayı seçtiğim acılarıma gidiyorum şimdi.. başka bir ben olarak..onlarla büyümüş olarak...
bu yaşam içinde bin bir türlü rolle, biçimle iletilen o kadar çok kadim bilgi var ki bize..sadece biz, o özel anda, ona ayarlı olmadığımız için alamıyoruz o kadar.. her zaman alıcı da değiliz üstelik.. biz de farkında ya da değil, bir çok şey veriyoruz.. ve çoğu zaman da asıl verilmesini istediğimiz kişilere ulaşamamaktan yakınıyor ve inciniyoruz.. henüz zamanı gelmediği için verilemeyen ve sadece kendi yolunda ilerlemeye devam edenlere..
oysa kitap.. onu 12 yıl beklettiğim, tozlara mahkum ettiğim için bana hiç incinmedi.. sanki dün almışcasına oldukça içten ve de cömertti...
uygunların buluşması için gereken zaman.. öğreten zaman.. bütün o cazur cuzur, karman çorman dolanmalar, aramalar, buldum derken kaybolan yayınlar.. şimdi biliyorum ki, bana, tam o noktada, o netlikte buluşmanın mutluluğunu veren aslında sizsiniz...hepinize sonsuz teşekkürler...
03.10.2012, "teşekkür", uçsuz bucaksız bir çölde..
2 Ekim 2012 Salı
akordeon..
bazen size hiç uğramadığını düşünürsünüz..
geldiği zamanların çoğunda da yarım yarım hatırlarsınız..
bazen de tıpkı bu sabah olduğu gibi..
tuhaf bir ağırlığı ile uyanırsınız...
anlamlandıramazsınız..
çözmeye çalışırsınız iyice bulanır..
anlatsanız ne olur..
paylaşsanız kim duyar..
belki yazılar biraz gizemini aralar..
kareler yerlerine otururken
sembolleri falan es geçip..
o kurguya şaşarsınız birden..
yaratıcılığın nereden nasıl geldiğine..
ve sizinle olan derin bağlantısına...
ve güne böyle başlamak hafifçe sizi yorarken..
ilk baharın habercisi bir akordeon
bir ekim sabahında..
balkonunuzun altına geliverir..
işte o anda rahatlarsınız...
uyanırsınız..
hissedersiniz ki aslında her şey
gördüklerinizin tam tersi..
gayet mutlu ve huzurlu...
kocaman ve ferah bir..
"hayır olsun" der..
gülümsersiniz...
02.10.2012, "akordeon", en güzel yerinde
geldiği zamanların çoğunda da yarım yarım hatırlarsınız..
bazen de tıpkı bu sabah olduğu gibi..
tuhaf bir ağırlığı ile uyanırsınız...
anlamlandıramazsınız..
çözmeye çalışırsınız iyice bulanır..
anlatsanız ne olur..
paylaşsanız kim duyar..
belki yazılar biraz gizemini aralar..
kareler yerlerine otururken
sembolleri falan es geçip..
o kurguya şaşarsınız birden..
yaratıcılığın nereden nasıl geldiğine..
ve sizinle olan derin bağlantısına...
ve güne böyle başlamak hafifçe sizi yorarken..
ilk baharın habercisi bir akordeon
bir ekim sabahında..
balkonunuzun altına geliverir..
işte o anda rahatlarsınız...
uyanırsınız..
hissedersiniz ki aslında her şey
gördüklerinizin tam tersi..
gayet mutlu ve huzurlu...
kocaman ve ferah bir..
"hayır olsun" der..
gülümsersiniz...
02.10.2012, "akordeon", en güzel yerinde
1 Ekim 2012 Pazartesi
pazartesi ve ben..
pazartesi sendromunu iliklerime kadar yaşarım ben..
tüm o parlak şıklığın üstündeki mahmur yüzlerde..
çoğunluk zoraki gülüşlerde..
yine de bir şey diyemem...
oysa severim ben pazartesileri..
hafta sonu sakinliğinden sonra..
7. kat pek bir neşelidir mesela..
9. kat aramızda kalsın biraz dedikoducu..
ve evet kesinlikle 15. katın hatunları benim de favorim ;)
tepe tepe katlar için üzgünüm, ağzım mühürlü..
bazen boş boş dolanırım ben..
bazen de başım döner çalışmaktan...
beni son dakikada kaçıranlara üzülürüm..
acelesi olup beklemek durumunda kalanlara da bir parça sabır lütfen...
beni işitmiyor..
görmüyor,
yaşamıyor sanırsınız ya ..
en çok da ona yanarım...
saçınız başınız yerine arada ruhunuz için de
baksanız ya aynalarıma..
ben bir plaza asansörüyüm...
sizden daha nadir bozulduğum kesin ;)
evet evet hepiniz sığarsınız..
müziğim de fena değil..
hadi atlayın artık..
güzel, neşeli haberler verin bana..
hafta sonundan..
şuradan buradan..
kendi boşluğumda..
iner çıkarken ben...
30.09.2012, "pazartesi ve ben", boşluğumda
tüm o parlak şıklığın üstündeki mahmur yüzlerde..
çoğunluk zoraki gülüşlerde..
yine de bir şey diyemem...
oysa severim ben pazartesileri..
hafta sonu sakinliğinden sonra..
7. kat pek bir neşelidir mesela..
9. kat aramızda kalsın biraz dedikoducu..
ve evet kesinlikle 15. katın hatunları benim de favorim ;)
tepe tepe katlar için üzgünüm, ağzım mühürlü..
bazen boş boş dolanırım ben..
bazen de başım döner çalışmaktan...
beni son dakikada kaçıranlara üzülürüm..
acelesi olup beklemek durumunda kalanlara da bir parça sabır lütfen...
beni işitmiyor..
görmüyor,
yaşamıyor sanırsınız ya ..
en çok da ona yanarım...
saçınız başınız yerine arada ruhunuz için de
baksanız ya aynalarıma..
ben bir plaza asansörüyüm...
sizden daha nadir bozulduğum kesin ;)
evet evet hepiniz sığarsınız..
müziğim de fena değil..
hadi atlayın artık..
güzel, neşeli haberler verin bana..
hafta sonundan..
şuradan buradan..
kendi boşluğumda..
iner çıkarken ben...
30.09.2012, "pazartesi ve ben", boşluğumda
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)