ne kadar da meraklısın değil mi etiketlemeye?
markalaştırmaya?
benim.. onun.. demeye..
iyi kötü dediniz..
yetmedi, güzel çirkin...
kıyaslamak için ne de afili teraziler yarattınız..
çocuk parkında eğlenir gibi..
tahterevallide gibi.. hooop bir yukarı bir aşağı...
bıyıklar sakallar tükürükle doldu yine yetmedi size...
bizden olanlar.. onlar.. şunlar.. ötekiler..
hatta ilahi olanı bile bu boyuta indirgediniz...
cennet cehennem dediniz..
peki benden ne istediniz?
ben.. olduğum gibi olma derdinde..
toprak..su..güneş..peşinde..
umut ve sevgiyle..
sarı mantomla..
nasıl da tatlı ve sulu...
oradan oraya yuvarlanan..
sahi neden etiketlediniz beni?...
ey yapıştırıcı insan...
sana soruyorum..
ben bir küçük mandalinayım da...
sen gerçekten kimsin acaba?
"sırf merakımdan", 30.11.2012, yapışkanın olduğu yerde..
30 Kasım 2012 Cuma
27 Kasım 2012 Salı
mavi zambaklar..
bu sabah öyle bir kış güneşi vurdu ki cama...
perdemi tıklattı usulca..
açtım..araladım.. buyur ettim..
içime çektim...
onun gibi "ifade edebilir miyim" ki bu ışığı..
bu tonlamayı.. bu vurguyu..
bu tazeliği..
onun gibi duru.. ve yumuşak..
dişi enerjinin şefkati ve iyileştirici gücüyle...
pembeler lilaya dönerken..
çok tatlı bir yeşile kavuşurken..
"japon köprüsü"nden geçerken...
bir umudu bir güne bağlar mıyım..
ya da güllerle bezenmiş bir yol olur muyum..
karşı pencereye..
bir dostun yüzüne...
ben hep kabarmış gönüllerden yaratılmış eserler gördüm...
dellenmeyi bekledim sabırla..
akmak için..
yazı olup rahata ermek için...
bana gösterdin ya...
ruhun engin dinginliğinin eşsiz yansımalarını...
yüz yıldan fazla zaman geçmiş bir fırça darbenin üstünden..
ben yine de kucakladım ya o nilüferleri...
"mavi zambaklar" a bayıldım ya ben hani...
görür görmez o denli tanıdık, o denli heyecan verici...
işte o an tanıdım seni...
gönüllerine ağır kadifeler döşemiş nice insan varken..
gözlerine perdeler mi inmiş...
kimin umurunda?...
her şeyin birbirine mi karışmış zamanla..
kimin umurunda?...
sen ve mavi zambakların varken...
ben buyur etmişken kış güneşini...
yaşamı ıskalayanlar..
kimin umurunda?...
"mavi zambaklar", 24.11.2012, atlı köşk
perdemi tıklattı usulca..
açtım..araladım.. buyur ettim..
içime çektim...
onun gibi "ifade edebilir miyim" ki bu ışığı..
bu tonlamayı.. bu vurguyu..
bu tazeliği..
onun gibi duru.. ve yumuşak..
dişi enerjinin şefkati ve iyileştirici gücüyle...
pembeler lilaya dönerken..
çok tatlı bir yeşile kavuşurken..
"japon köprüsü"nden geçerken...
bir umudu bir güne bağlar mıyım..
ya da güllerle bezenmiş bir yol olur muyum..
karşı pencereye..
bir dostun yüzüne...
ben hep kabarmış gönüllerden yaratılmış eserler gördüm...
dellenmeyi bekledim sabırla..
akmak için..
yazı olup rahata ermek için...
bana gösterdin ya...
ruhun engin dinginliğinin eşsiz yansımalarını...
yüz yıldan fazla zaman geçmiş bir fırça darbenin üstünden..
ben yine de kucakladım ya o nilüferleri...
"mavi zambaklar" a bayıldım ya ben hani...
görür görmez o denli tanıdık, o denli heyecan verici...
işte o an tanıdım seni...
gönüllerine ağır kadifeler döşemiş nice insan varken..
gözlerine perdeler mi inmiş...
kimin umurunda?...
her şeyin birbirine mi karışmış zamanla..
kimin umurunda?...
sen ve mavi zambakların varken...
ben buyur etmişken kış güneşini...
yaşamı ıskalayanlar..
kimin umurunda?...
"mavi zambaklar", 24.11.2012, atlı köşk
19 Kasım 2012 Pazartesi
vardır.. vardır...
her işte bir hayır vardır sözünde ya da inancında her neyse, geçen; fayda, yarar, iyilik vs gibi olumlu anlamlar içeren hayır sözcüğünün, birilerini, bir teklifi, durumu, olayı, isteği reddetmek için kullandığımız hayır! yanıtındaki , anlam olarak olumsuz kelime ile aynı söylenişte olmasını siz de hiç düşündünüz mü ? bu bir ironi mi, sanmıyorum.. tam tersi çok hayırlı bir tesadüf! bana göre...
nedeni basit.. siz Tanrı'dan, evrenden kısaca ilahi ve kusursuz, engin bir düzenden, kaynaktan bir şey talep edersiniz.. olmayınca da, "vardır bir hayır" dersiniz.. kabul ettiğiniz şey aslında talebinize basitçe "hayır!" yanıtı verilmesidir... bu Tanrı'nın ve inancınıza göre türevlerinin size "cıııssss.. ben senin için en iyisini bilir ve isterim, o dediğin olmaz" demesidir... çünkü, o isteğin gerçekleşmesi sadece seni değil, başkalarını ve bütünü de etkileyecektir ve eğer onların çıkarları için bu durum iyi değilse, doğrudan "hayır!" yanıtını alırsın.. sonra da "vardır bir hayır" diyip oturur beklersin ve olayın tamamını görmeye çalışırsın..ancak sadece çalışırsın.. o kadar..
mikro düzende her şey dengesizdir, basitçe adil değildir veya kaostur diyelim... enerjiler arasında denge yoktur.. dengede olan makro düzendir.. ve sen makroyu göremediğin için sana veya durumuna göre algılayabildiğin mikro adaletsizliğine boyun eğersin... peki.. makro sana her zaman gösterilir mi... basitçe "hayır!".. sen mikro düzendeki dersini alsan dahi, her zaman makro sana gösterilmez.. o görünen, bulunan, anlamaya çalışılan değildir çünkü.. gösterilendir.. sen bir zaman sonra senin için daha iyi sonuçlar doğurduğuna inandığın bir durumla karşılaşır ve "varmış işte bir hayır" dersin... sabrın ödülünü almak istersin, adaletin olduğuna inanmak istersin çok doğal olarak.. o kadar... peki o zaman yine de duruma hakim misindir.. "hayır!".. çünkü bir de olayın diğer boyutu vardır.. her olumlu görünen de bütünde, büyük resimde hayırlı olmayabilir... sadece yeni bir ders için sana izin verilir...
"vardır her işte bir hayır" demek insanı rahatlatır.. yeniden yola devam için huzur verir, azim verir, düzene inancını güçlendirir... diğer yandan bunun üzerine kurulu bir yaşam, insanı çakma polyanna rolü tuzağına düşürebilir..
polyanna karşısında sadece iki grup vardır... ona gülüp geçenler.. sorgusuz sualsiz peşinden gidenler.. sen yoluna devam et.. varsa hayır vardır, bunu hiç bir zaman TAM olarak göremeyeceksin, asıl olarak bunu kabul et ve yoluna devam et... sen söylemlerinle değil; yaşamınla, hataların ve tüm duygularınla insanlara ilham olduğunda karşında bir sürü seçenek yaratırsın... kızanların olur, onaylamayanların, sevenlerin, kıskananların, özenenlerin, beslediklerin ve beslendiklerin.. ne kadar çok seçenek.. o kadar çok özgürlük.. o kadar çok olasılık... ve o kadar çok EVET..
"vardır.. vardır..",18.11.2012,"evet"lerimi aradığım her yerde...
nedeni basit.. siz Tanrı'dan, evrenden kısaca ilahi ve kusursuz, engin bir düzenden, kaynaktan bir şey talep edersiniz.. olmayınca da, "vardır bir hayır" dersiniz.. kabul ettiğiniz şey aslında talebinize basitçe "hayır!" yanıtı verilmesidir... bu Tanrı'nın ve inancınıza göre türevlerinin size "cıııssss.. ben senin için en iyisini bilir ve isterim, o dediğin olmaz" demesidir... çünkü, o isteğin gerçekleşmesi sadece seni değil, başkalarını ve bütünü de etkileyecektir ve eğer onların çıkarları için bu durum iyi değilse, doğrudan "hayır!" yanıtını alırsın.. sonra da "vardır bir hayır" diyip oturur beklersin ve olayın tamamını görmeye çalışırsın..ancak sadece çalışırsın.. o kadar..
mikro düzende her şey dengesizdir, basitçe adil değildir veya kaostur diyelim... enerjiler arasında denge yoktur.. dengede olan makro düzendir.. ve sen makroyu göremediğin için sana veya durumuna göre algılayabildiğin mikro adaletsizliğine boyun eğersin... peki.. makro sana her zaman gösterilir mi... basitçe "hayır!".. sen mikro düzendeki dersini alsan dahi, her zaman makro sana gösterilmez.. o görünen, bulunan, anlamaya çalışılan değildir çünkü.. gösterilendir.. sen bir zaman sonra senin için daha iyi sonuçlar doğurduğuna inandığın bir durumla karşılaşır ve "varmış işte bir hayır" dersin... sabrın ödülünü almak istersin, adaletin olduğuna inanmak istersin çok doğal olarak.. o kadar... peki o zaman yine de duruma hakim misindir.. "hayır!".. çünkü bir de olayın diğer boyutu vardır.. her olumlu görünen de bütünde, büyük resimde hayırlı olmayabilir... sadece yeni bir ders için sana izin verilir...
"vardır her işte bir hayır" demek insanı rahatlatır.. yeniden yola devam için huzur verir, azim verir, düzene inancını güçlendirir... diğer yandan bunun üzerine kurulu bir yaşam, insanı çakma polyanna rolü tuzağına düşürebilir..
polyanna karşısında sadece iki grup vardır... ona gülüp geçenler.. sorgusuz sualsiz peşinden gidenler.. sen yoluna devam et.. varsa hayır vardır, bunu hiç bir zaman TAM olarak göremeyeceksin, asıl olarak bunu kabul et ve yoluna devam et... sen söylemlerinle değil; yaşamınla, hataların ve tüm duygularınla insanlara ilham olduğunda karşında bir sürü seçenek yaratırsın... kızanların olur, onaylamayanların, sevenlerin, kıskananların, özenenlerin, beslediklerin ve beslendiklerin.. ne kadar çok seçenek.. o kadar çok özgürlük.. o kadar çok olasılık... ve o kadar çok EVET..
"vardır.. vardır..",18.11.2012,"evet"lerimi aradığım her yerde...
13 Kasım 2012 Salı
ben de..
ne kadar kırılgan ve hassas..
nasıl da cam gibi..
öylece bırakıp gittiğinde beni..
bir telaş içindeydin..
ve hangi yanın benle..
benle değildi tabi.. nasıl unuturum..
ona bıraktın beni sessizce..
bir iz gibi..
bir bilmece gibi..
bir umut gibi...
dokundu bana...
baktı merakla..
çok da sevdi beni..
ama seni sevdiği gibi değil..
dolaştım tek tek..
o mu arıyordu seni..
yoksa ben mi..
ben, seni mi arıyordum yoksa..
bir basamakta kalmıştım öylece
sen gittiğinde..
ve gece saat 12'yi vurduğunda..
bir sen gerçektin...
bir de ben..
işte yine sana geldim..
beni değil onu bekliyordun biliyorum..
beni ben olduğum için değil,
onu sana getirdiğim için sevdin, onu da biliyorum..
olsun..
sen kavuştun...
ve..
camdan tek kalmış bir ayakkabıyken ben..
ben de..
diğer tekime kavuştum..
"ben de", bir basamakta kaldığımda..
nasıl da cam gibi..
öylece bırakıp gittiğinde beni..
bir telaş içindeydin..
ve hangi yanın benle..
benle değildi tabi.. nasıl unuturum..
ona bıraktın beni sessizce..
bir iz gibi..
bir bilmece gibi..
bir umut gibi...
dokundu bana...
baktı merakla..
çok da sevdi beni..
ama seni sevdiği gibi değil..
dolaştım tek tek..
o mu arıyordu seni..
yoksa ben mi..
ben, seni mi arıyordum yoksa..
bir basamakta kalmıştım öylece
sen gittiğinde..
ve gece saat 12'yi vurduğunda..
bir sen gerçektin...
bir de ben..
işte yine sana geldim..
beni değil onu bekliyordun biliyorum..
beni ben olduğum için değil,
onu sana getirdiğim için sevdin, onu da biliyorum..
olsun..
sen kavuştun...
ve..
camdan tek kalmış bir ayakkabıyken ben..
ben de..
diğer tekime kavuştum..
"ben de", bir basamakta kaldığımda..
11 Kasım 2012 Pazar
bir şal, bir ağıt..
madem biz.. ruhsal yolculuğa çıkmış bedenler değiliz... madem biz.. bedeni deneyimlemeye gelmiş ruhlarız...
o zaman... bedensel hazlardan kaçmak niye... doya doya yaşamak.. keşfetmek.. farkına varmak..
ve ruhun...
enginliğini,
dinginliğini,
coşkusunu,
acılarını,
deneyimlerini,
bilgeliğini,
açlığını,
tokluğunu,
dilsizliğini,
yansıtmak varken bu bedenlere..
akmak varken... yaşamı akıtmak varken..
hapsolmuş gibi hissetmek... kendimizi günahkar hissetmek niye ?
bu özgürlüğü tüm hücrelerimde duyumsadığım bir ana şükretmek istiyorum yine...
görkemli bir salonda sahneye kitlenmiş gözlerim ıslanırken süzüle süzüle..
ruhum onlara delice, çılgınca, özgürce eşlik ederken..
tüm ruhların kendini ifade edişini kutsarım sadece...
dans etmek var olmaktır.. anlatmaktır.. anlamaktır...
tüm varoluşu bedensel deneyimimize, yolculuğumuza katmaktır...
kaybolmak ve kendini bulmaktır..
evrenle bir olmak.. yitmek yitirmek, yeniden kavuşmaktır..
ruhun boşluğu doldurduğu anı yaratmaktır..
ateştir.. sudur.. topraktır.. uçmaktır...havadır..candır..
sadece beden olmaktır...
sadece öz olmaktır...
suskun olup müziğe ermektir..
bu yüzden bambaşka bir boyuttur...
kuralların ötesindedir..
yaşanmışlık ve yaşanacaklardır..
mekan ve zamanın ötesidir...
işte..
geçen cuma sıradan bir karanlık çöktüğünde...
ağıtlar eşliğinde...
kadınlar ve erkekler..
kendilerinden geçip iz bıraktılar bir garip istanbula...
flamenko oldular..
vurdular.. vurdurdular yüreğimize...
ışık oldular... çağıl çağıl..
ve hatırlattılar tüm ruhların bedendeki insanlık deneyimlerini bize...
şükürler olsun..
şükürler olsun ruhun bedeni keşfine..
ve dansta huzur bulmasına...
ece, "bir şal, bir ağıt", ruhun bedeni keşfettiği anda..
o zaman... bedensel hazlardan kaçmak niye... doya doya yaşamak.. keşfetmek.. farkına varmak..
ve ruhun...
enginliğini,
dinginliğini,
coşkusunu,
acılarını,
deneyimlerini,
bilgeliğini,
açlığını,
tokluğunu,
dilsizliğini,
yansıtmak varken bu bedenlere..
akmak varken... yaşamı akıtmak varken..
hapsolmuş gibi hissetmek... kendimizi günahkar hissetmek niye ?
bu özgürlüğü tüm hücrelerimde duyumsadığım bir ana şükretmek istiyorum yine...
görkemli bir salonda sahneye kitlenmiş gözlerim ıslanırken süzüle süzüle..
ruhum onlara delice, çılgınca, özgürce eşlik ederken..
tüm ruhların kendini ifade edişini kutsarım sadece...
dans etmek var olmaktır.. anlatmaktır.. anlamaktır...
tüm varoluşu bedensel deneyimimize, yolculuğumuza katmaktır...
kaybolmak ve kendini bulmaktır..
evrenle bir olmak.. yitmek yitirmek, yeniden kavuşmaktır..
ruhun boşluğu doldurduğu anı yaratmaktır..
ateştir.. sudur.. topraktır.. uçmaktır...havadır..candır..
sadece beden olmaktır...
sadece öz olmaktır...
suskun olup müziğe ermektir..
bu yüzden bambaşka bir boyuttur...
kuralların ötesindedir..
yaşanmışlık ve yaşanacaklardır..
mekan ve zamanın ötesidir...
işte..
geçen cuma sıradan bir karanlık çöktüğünde...
ağıtlar eşliğinde...
kadınlar ve erkekler..
kendilerinden geçip iz bıraktılar bir garip istanbula...
flamenko oldular..
vurdular.. vurdurdular yüreğimize...
ışık oldular... çağıl çağıl..
ve hatırlattılar tüm ruhların bedendeki insanlık deneyimlerini bize...
şükürler olsun..
şükürler olsun ruhun bedeni keşfine..
ve dansta huzur bulmasına...
ece, "bir şal, bir ağıt", ruhun bedeni keşfettiği anda..
8 Kasım 2012 Perşembe
sözleşmelerimiz...
bazen... her şeyi bitirdiğinizi sanırsınız... size ait olanları toparlayıp uçağı terk ettiğinizi.. onu affedersiniz, tüm benliğiniz ile.. kendinizi affedersiniz tüm benliğiniz ile.. almanız gerekenleri güzelce düzenlersiniz, büyüdüğünüzü, değiştiğinizi ve yeniye açık olduğunuzu bilirsiniz artık..
yine de gizli bir şey alıkoyar sizi.. tam olarak gidemezsiniz.. bir bağ hala kalır sizin aranızda belli belirsiz.. düşünürsünüz bulamazsınız.. tam olarak çıkaramadığınız nedir diye sürekli zihninizi devreye sokarsınız... işte o an.. ruhunuzun sırası gelmiştir.. hatırlamak için...
karşımıza çıkan her kimse, onunla yaptığımız bir sözleşme var.. bu çift taraflı sorumluluk ve yükümlülük veren bir anlaşma... hatırladınız mı? o sizi büyüttü, size bir armağan verdi.. peki ya siz ? siz ona neyi anlatacak, gösterecek, hissettirecek ve hangi konuda yardımcı olacaktınız hatırlıyor musunuz? eğer kendi yükümlülükleriniz henüz sizde netleşmediyse o bunu almakta, kabul etmekte zorlanıyor olabilir.. bu yüzden o bağdan hala özgürleşememiş olabilirsiniz...ona yardım edin..
niyet.. sadece niyet edin... ona vereceğiniz armağanı hatırlamaya... ve güvenin.. o bilgi size akacaktır... sonra, ister kendinize göre bir ritüelde ister bir meditasyon anında, onun gözlerinin tam içine bakın...yüksek benliklerinizle konuştuğunuzu bilin... ve ona hediyenizi sunun.. çok mu özensiz, detaylara sizin verdiğiniz önemi vermeyen biriyle birlikteydiniz... o zaman ona "senin için küçük bir noktanın bazen başka insanlar için kocaman bir dünya olduğunu hatırlatmaya geldim... özensiz davrandığında, gerçekte değer verdiğin ve sevdiğin birini kaybedebileceğini hatırlatmaya...lütfen bu armağanımı kabul et, sen buna layıksın...senin iyiliğine ve mutluluğuna niyet ediyorum, seni seviyorum ve varlığın için şükran doluyum" diyin...
bu yöntemi bir yerlerden öğrenmiş, okumuş değilim... içsel rehberliğimde kendiliğimden deneyimledim... sonrasında gelen özgürlüğümün keyfini nasıl anlatabilirim ki?...
sözleşmelerinizin hakkını verin.. büyümek için.. bütünleşmek için... her ikiniz için... özgürlüğünüz için...
ece, "sözleşmelerimiz", derin ya da yüksek bir yerlerde...
yine de gizli bir şey alıkoyar sizi.. tam olarak gidemezsiniz.. bir bağ hala kalır sizin aranızda belli belirsiz.. düşünürsünüz bulamazsınız.. tam olarak çıkaramadığınız nedir diye sürekli zihninizi devreye sokarsınız... işte o an.. ruhunuzun sırası gelmiştir.. hatırlamak için...
karşımıza çıkan her kimse, onunla yaptığımız bir sözleşme var.. bu çift taraflı sorumluluk ve yükümlülük veren bir anlaşma... hatırladınız mı? o sizi büyüttü, size bir armağan verdi.. peki ya siz ? siz ona neyi anlatacak, gösterecek, hissettirecek ve hangi konuda yardımcı olacaktınız hatırlıyor musunuz? eğer kendi yükümlülükleriniz henüz sizde netleşmediyse o bunu almakta, kabul etmekte zorlanıyor olabilir.. bu yüzden o bağdan hala özgürleşememiş olabilirsiniz...ona yardım edin..
niyet.. sadece niyet edin... ona vereceğiniz armağanı hatırlamaya... ve güvenin.. o bilgi size akacaktır... sonra, ister kendinize göre bir ritüelde ister bir meditasyon anında, onun gözlerinin tam içine bakın...yüksek benliklerinizle konuştuğunuzu bilin... ve ona hediyenizi sunun.. çok mu özensiz, detaylara sizin verdiğiniz önemi vermeyen biriyle birlikteydiniz... o zaman ona "senin için küçük bir noktanın bazen başka insanlar için kocaman bir dünya olduğunu hatırlatmaya geldim... özensiz davrandığında, gerçekte değer verdiğin ve sevdiğin birini kaybedebileceğini hatırlatmaya...lütfen bu armağanımı kabul et, sen buna layıksın...senin iyiliğine ve mutluluğuna niyet ediyorum, seni seviyorum ve varlığın için şükran doluyum" diyin...
bu yöntemi bir yerlerden öğrenmiş, okumuş değilim... içsel rehberliğimde kendiliğimden deneyimledim... sonrasında gelen özgürlüğümün keyfini nasıl anlatabilirim ki?...
sözleşmelerinizin hakkını verin.. büyümek için.. bütünleşmek için... her ikiniz için... özgürlüğünüz için...
ece, "sözleşmelerimiz", derin ya da yüksek bir yerlerde...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)