madem biz.. ruhsal yolculuğa çıkmış bedenler değiliz... madem biz.. bedeni deneyimlemeye gelmiş ruhlarız...
o zaman... bedensel hazlardan kaçmak niye... doya doya yaşamak.. keşfetmek.. farkına varmak..
ve ruhun...
enginliğini,
dinginliğini,
coşkusunu,
acılarını,
deneyimlerini,
bilgeliğini,
açlığını,
tokluğunu,
dilsizliğini,
yansıtmak varken bu bedenlere..
akmak varken... yaşamı akıtmak varken..
hapsolmuş gibi hissetmek... kendimizi günahkar hissetmek niye ?
bu özgürlüğü tüm hücrelerimde duyumsadığım bir ana şükretmek istiyorum yine...
görkemli bir salonda sahneye kitlenmiş gözlerim ıslanırken süzüle süzüle..
ruhum onlara delice, çılgınca, özgürce eşlik ederken..
tüm ruhların kendini ifade edişini kutsarım sadece...
dans etmek var olmaktır.. anlatmaktır.. anlamaktır...
tüm varoluşu bedensel deneyimimize, yolculuğumuza katmaktır...
kaybolmak ve kendini bulmaktır..
evrenle bir olmak.. yitmek yitirmek, yeniden kavuşmaktır..
ruhun boşluğu doldurduğu anı yaratmaktır..
ateştir.. sudur.. topraktır.. uçmaktır...havadır..candır..
sadece beden olmaktır...
sadece öz olmaktır...
suskun olup müziğe ermektir..
bu yüzden bambaşka bir boyuttur...
kuralların ötesindedir..
yaşanmışlık ve yaşanacaklardır..
mekan ve zamanın ötesidir...
işte..
geçen cuma sıradan bir karanlık çöktüğünde...
ağıtlar eşliğinde...
kadınlar ve erkekler..
kendilerinden geçip iz bıraktılar bir garip istanbula...
flamenko oldular..
vurdular.. vurdurdular yüreğimize...
ışık oldular... çağıl çağıl..
ve hatırlattılar tüm ruhların bedendeki insanlık deneyimlerini bize...
şükürler olsun..
şükürler olsun ruhun bedeni keşfine..
ve dansta huzur bulmasına...
ece, "bir şal, bir ağıt", ruhun bedeni keşfettiği anda..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder