30 Eylül 2012 Pazar

yan komşu..

bu sabah bir tas çorba olsam..
yan kapıdaki hasta komşuya..
dumanı üstünde..

tavuk suyuna..
ya da sadeye..
her şeyden önce iyi dilekler konsa içime..
"yetiştim" tadında..
önce kendi ruhuma şifa olsam..
kendi suyumda arınsam..

bir boğuk sesle ve hoş karşılansam..
üflensem önce, ferahlasam..
şiş bir boğazdan ılık ılık aksam..
ya da..
tüm gece kıvranan bir mideye yol alsam...

bugün kendi ocağımdan..
kendi derdimden..
kendi yuvamdan öte...
yan duvarlarda..
yaşam bulsam..

                                          30.09.2012, "yan komşu", üst solunum yollarımda...

29 Eylül 2012 Cumartesi

okyanus

yaklaşık on yıl kadar önce..
ben de duyduğumu söylüyorum..
uzak uzak yabancı diyarların birinde..
şimdiden bakıldığında,
özlemle anılası..
oradayken de kesinlikle! değeri bilinmiş doyasıya anlar silsilesinin
öylesine bir akşamında...
bir kadın..
misafirliğe gider..
ev sahipleri üzerinde hep güneş olan ülkeden...
içerisi kalabalık.. renkli mi renkli..
harika bir karşılama sonrası ..
der ki erkek olan...
"malum bütün gece içeceğiz..
bu da seninki.."
ve üzerine bir şeyler yazdığı bardağı pat diye uzatır kadına...
kahkahayı basar bizimki o anda..
gecikmeden yanıt gelir..
"üzgünüm ben ismini ancak böyle yazabiliyorum ;)"

müthiş bir gece..
sohbet..yemekler..müzik..
kahkaha..dans..
ve
merakın hakkı verilerek anlatılan yaşam oyunları..
her kuraldan..farklı bayraklardan..

gecenin sonunda bardaklar bir bir çöpe gider..
bizimki de son kez bakar yazıya ve gülümser..
"aj"...
ve o an hep onunla kalır...

ne zaman yüreğinden bir şey okyanus dalgası gibi kabarsa..
bilir ki o kadın gelir ve kalemi eline alır..

                                             29.09.2012, "okyanus",orada yazılmış varsayın...









28 Eylül 2012 Cuma

bir gecelik rüya...



Dün gece boğazın kendine has o ışıkları, kokusu ve esintisi altında kadın olmanın doyumunu çektim içime derin derin..keyifli bir müzik eşliğinde..ne opera ne de pop.. dört farklı milliyetten gelen sesin; ikisinin ortasında, kendilerine özel yarattıkları bir yerde …romantizmin dili olmasa da, İtalyanca ve İspanyolca nedense daha güzel bir sos oluyor bu duygulara…

Eminim bugün sayfalar dolup taşmıştır çekilen fotoğraflar ve videolarla.. böyle bir an öncesi, biletimi verip yerime yerleşip üstüne sadece check-in yapan gruba dahilim ben..sonra unutuyor ve ilişiğimi kesiyorum telefonumla.. bu yazı için hormonlarım o kadar güzel bir denge içindeki konuyla ilgili haberlere bile bakmadım.. sadece kendi görüntülerimi kendi dilimle yansıtıyorum..

Sahneledekilerin ilk İstanbul tecrübesi.. ve hayranlıklarını dile getirmeleri..eskiden bir yabancı bizimle ilgili güzel bir şey söylese daha mı çok heyecanlanırdık ne?..alıştık ve yine de mutluyuz tabi…grubun Amerikalısı bir ara diyor ki, “iyi geceler Bizans..oh üzgünüm, Konstantin.. oh hayır İstanbul!”..bakıyorum arada “olmadı şimdi bu” diye mızmızlanmalar…devamında diyor ki “ne kadar eski ve köklü bir tarihe sahipsiniz, benim ülkem çok genç”..bunu her Amerikalı hisseder İstanbul’u gezerken de kolay kolay itiraf etmez, edemez…İstanbul’u İstanbul’u yapan tüm değerlere, farklılıklara, bu topraklardaki tüm yaşanmışlıklara saygı duyan ve onu gerçekten anlayabilmek için tüm isimlerini kabul eden biri olarak ben bu selamlaşmadan çok da onur duyuyorum..

Tanrım ! bir erkeği takım elbise içinde görmeyi nasıl da özlemişim ben.. ofis elbiselerinden değil ! gerçek bir takım elbiseden bahsediyorum.. tüm o erkeksi güzelliği, estetiği ortaya çıkaran.. ceket, papyon, kravat, kumaş pantolon değil dediğim.. o kostüme uyum sağlayan bir ruh, bir cesaret, bir muzırlık, bir ciddiyet… bir kendini bilmez, farkındasız, biraz küstah, oldukça kışkırtıcı, kendini beğenme ve beğendirme hali.. sanırım erkeklerin meleksi kanatlarını ortaya çıkaran en şık büyü bu.. o ana gidiyorum ansızın..şaşkınlık için de…onu damatlıkla gördüğüm anı.. o ayna karşısında “oldu mu acaba” diye bakınırken o ana kadar fark etmediğim neyi gördüğümü anlamaya çalıştığım kadın halime… ilk defa aklıma geliyor uzun bir aradan sonra..tehlikeli sulardan hemen geri dönüyorum boğazın hiç olmazsa tanıdık akıntısına…tam o anda sahnenin Amerikalısı “burası spotların altında oldukça sıcak” diyip papyonunu çıkarıyor ve gelen çığlık seslerine dönüp “farkındasınız değil mi? bu sadece papyon” diyiveriyor…işte bu! demek istediğim sadece bu.. teşekkürler David !

İzleyicilerin büyük çoğunluğu kadın..yanlarındaki erkeklerin de biraz onların ısrarları ile gelmiş gibi bir halleri var…sahnedekiler bozulmayan bu geleneğin gayet farkındalar ve şovlarının büyük kısmı buna odaklanmış durumda.. evet gerçekten hepsi yakışıklı, karizmatik ve seksi…opera diyince akla ilk gelen göbekli ciddi imajlardan o kadar uzaklar ki..bir parça pop çocuksuluğu, zıpırlığı eklenmiş.. kendilerine has mizah, tarz, duruş ve elbette özgüvenleriyle güzel bir yere yerleşmiş…ve sesler.. her kadının boynundan aşağıya süzülmesini isteyeceği cinsten..tonu, rengi, yumuşaklığı, titreşimi, gücünden, daha öte… niyeti, anlamı, dokunuşuyla nasıl yaşandığı, neler yaşatacağıyla tanımlanan sesler..özenli..uyumlu..sözlerden bağımsız..o anlık..tüketmeye kıyamayıp duymaya doyamayacağın haliyle.. yine boğazın büyüsünden kopup ihtişamlı bir binaya gidiyorum bu kez…kendimi bir anda kabarık, gösterişli bir elbisenin içinde gizli bir balkondan, hayranlıkla yasak bir şeyi gözlüyormuş gibi hissediyorum..ve aniden kopan bir alkışla yeniden 21. yüzyıla dönüyorum…Farinelli il Castrato kadınından il Divo kadınına dönüşüyorum…hikayeyi bilenler için, bu çok daha iyi bir durum ;)

İstanbulumun bir sonbaharı daha…sonlara doğru hafifçe ürperiyorum…bir kıtadan bir kıtaya şimdi bir motorun köpük müziğinde dönerken… bana sarılan ve sadece bana söylenen bir şarkıyı yaşamıma çektiğimi biliyorum…

                                                                        bir gecelik rüya, 27.08.2012, estamBuL

26 Eylül 2012 Çarşamba

evvel evvel..

ahhh...ben bir esnaf olaydım..
evvel evvel zamanın birinde..
arnavut hatlı bir dilberin..
köşesine ufaktan yanaşsaydım..

sabah misiyle..
kepenkleri yukarı gıcırdatırken..
uçan kuşa "merhaba"..
şıkır şıkır da bir çay..
biraz da sardunyalara su..

eski bir radyo..
şarkılar..türküler..
ben de mırıldanırken şöylesinden böylesinden..
alsınlar götürsünler beni istedikleri yere..
fonda da tatlı bir ses...
"hayırlı işler efendiiii"

öğleden sonra bir tavla partisi..
miskin bıyıklı ayaklarımızın dibinde..
saçı örgülüler ip çevirmece..
mahallemizin topçuları da pek sağlam hani..
arada camları indirmelerinden belli...

ne mi satıyorum, ne mi yapıyorum ben burada?
hiiiç düşünmedim ki...
amaaaannn...
ben de bu keyif..
ben de bu güleryüz..
ben de bu hava olduktan sonra
ne olsa gider mi?
giderrr..
ve..
bütün evvellerin çocukları için dip köşe bir yerde
pembe beyaz leblebi şekeri 
illaki de illaki olur mu?
bence olur...

                        "evvel evvel", 27.09.2012, uykusuz bir gecenin tam göbeği...

bu sefer..

bu sefer farklı ağladım ben...
hep yaptığım gibi şifa olamadan..

mutluluk yaralarım vardı benim..
tat oldum..
koku oldum..
kah sütle karıştım..
kah acı bir telveyle...
kaç derecelik alkolün içinde belki de mest oldum...
her mevsim açtım ben..
umutla..
sevgiyle..
barışla...
derin...mavi...
bazen de yeşil olan o bilgenin her iki gözünde..
beyaz beyaz ağladım ben...
size erişmek için..

bu sefer çok farklı ağladım ben..
gülmekten değil...
gerçekten kas katı oldu yaşlarım...

ne mavi beyaz...
ne kırmızı beyaz...
her iki taraf da kıyamaz bana demiştim oysa...

üzgünüm dostlarım...
bir köy kahvesinde sizinle olamadım bu kez...
kendi halinde bir sakız ağacıydım ben....
dünya kokan toprağın birinde...
bu sefer ağlayamadım ben...
bana ağlayan yüreklerde bu yaz...
cayır cayır yandım ben...

                                                                  "bu sefer", 01.09.2012, ayvalık yolu...