Dün gece boğazın kendine has o ışıkları, kokusu ve esintisi
altında kadın olmanın doyumunu çektim içime derin derin..keyifli bir müzik
eşliğinde..ne opera ne de pop.. dört farklı milliyetten gelen sesin; ikisinin
ortasında, kendilerine özel yarattıkları bir yerde …romantizmin dili olmasa da,
İtalyanca ve İspanyolca nedense daha güzel bir sos oluyor bu duygulara…
Eminim bugün sayfalar dolup taşmıştır çekilen fotoğraflar ve
videolarla.. böyle bir an öncesi, biletimi verip yerime yerleşip üstüne sadece
check-in yapan gruba dahilim ben..sonra unutuyor ve ilişiğimi kesiyorum telefonumla..
bu yazı için hormonlarım o kadar güzel bir denge içindeki konuyla ilgili haberlere
bile bakmadım.. sadece kendi görüntülerimi kendi dilimle yansıtıyorum..
Sahneledekilerin ilk İstanbul tecrübesi.. ve hayranlıklarını
dile getirmeleri..eskiden bir yabancı bizimle ilgili güzel bir şey söylese daha
mı çok heyecanlanırdık ne?..alıştık ve yine de mutluyuz tabi…grubun Amerikalısı
bir ara diyor ki, “iyi geceler Bizans..oh üzgünüm, Konstantin.. oh hayır İstanbul!”..bakıyorum
arada “olmadı şimdi bu” diye mızmızlanmalar…devamında diyor ki “ne kadar eski ve
köklü bir tarihe sahipsiniz, benim ülkem çok genç”..bunu her Amerikalı hisseder
İstanbul’u gezerken de kolay kolay itiraf etmez, edemez…İstanbul’u İstanbul’u
yapan tüm değerlere, farklılıklara, bu topraklardaki tüm yaşanmışlıklara saygı
duyan ve onu gerçekten anlayabilmek için tüm isimlerini kabul eden biri olarak
ben bu selamlaşmadan çok da onur duyuyorum..
Tanrım ! bir erkeği takım elbise içinde görmeyi nasıl da
özlemişim ben.. ofis elbiselerinden değil ! gerçek bir takım elbiseden
bahsediyorum.. tüm o erkeksi güzelliği, estetiği ortaya çıkaran.. ceket, papyon,
kravat, kumaş pantolon değil dediğim.. o kostüme uyum sağlayan bir ruh, bir
cesaret, bir muzırlık, bir ciddiyet… bir kendini bilmez, farkındasız, biraz
küstah, oldukça kışkırtıcı, kendini beğenme ve beğendirme hali.. sanırım
erkeklerin meleksi kanatlarını ortaya çıkaran en şık büyü bu.. o ana gidiyorum
ansızın..şaşkınlık için de…onu damatlıkla gördüğüm anı.. o ayna karşısında “oldu
mu acaba” diye bakınırken o ana kadar fark etmediğim neyi gördüğümü anlamaya
çalıştığım kadın halime… ilk defa aklıma geliyor uzun bir aradan
sonra..tehlikeli sulardan hemen geri dönüyorum boğazın hiç olmazsa tanıdık
akıntısına…tam o anda sahnenin Amerikalısı “burası spotların altında oldukça
sıcak” diyip papyonunu çıkarıyor ve gelen çığlık seslerine dönüp “farkındasınız
değil mi? bu sadece papyon” diyiveriyor…işte bu! demek istediğim sadece bu..
teşekkürler David !
İzleyicilerin büyük çoğunluğu kadın..yanlarındaki erkeklerin
de biraz onların ısrarları ile gelmiş gibi bir halleri var…sahnedekiler bozulmayan
bu geleneğin gayet farkındalar ve şovlarının büyük kısmı buna odaklanmış
durumda.. evet gerçekten hepsi yakışıklı, karizmatik ve seksi…opera diyince
akla ilk gelen göbekli ciddi imajlardan o kadar uzaklar ki..bir parça pop
çocuksuluğu, zıpırlığı eklenmiş.. kendilerine has mizah, tarz, duruş ve elbette özgüvenleriyle
güzel bir yere yerleşmiş…ve sesler.. her kadının boynundan aşağıya süzülmesini
isteyeceği cinsten..tonu, rengi, yumuşaklığı, titreşimi, gücünden, daha öte… niyeti, anlamı, dokunuşuyla nasıl yaşandığı, neler yaşatacağıyla
tanımlanan sesler..özenli..uyumlu..sözlerden bağımsız..o anlık..tüketmeye
kıyamayıp duymaya doyamayacağın haliyle.. yine boğazın büyüsünden kopup
ihtişamlı bir binaya gidiyorum bu kez…kendimi bir anda kabarık, gösterişli bir
elbisenin içinde gizli bir balkondan, hayranlıkla yasak bir şeyi gözlüyormuş
gibi hissediyorum..ve aniden kopan bir alkışla yeniden 21. yüzyıla dönüyorum…Farinelli
il Castrato kadınından il Divo kadınına dönüşüyorum…hikayeyi bilenler için, bu
çok daha iyi bir durum ;)
İstanbulumun bir sonbaharı daha…sonlara doğru hafifçe ürperiyorum…bir
kıtadan bir kıtaya şimdi bir motorun köpük müziğinde dönerken… bana sarılan ve
sadece bana söylenen bir şarkıyı yaşamıma çektiğimi biliyorum…
bir gecelik rüya, 27.08.2012, estamBuL