sırası gelenler...sıraya girenler...
7 Temmuz 2026 Salı
Sen Nasılsan Ben de Öyleyim
24 Temmuz 2025 Perşembe
Karpuz Deyip Geçme
'Çok sıcak' demeye bile halimizin kalmadığı bir yaz yaşıyoruz. İştahımız yerinde sadece gölgeye kaçtı. Ne çok kişiden duyuyorum karpuz, peynir, ekmek diye...
Memleketimizde hala karpuz yetişiyor mu? Çok Şükür
Tarladan erişebileceğimiz bir yere ulaştıranlar var mı? Çok Şükür
Oradan alıp evimize taşıyabilecek fiziksel gücümüz var mı? Çok Şükür
Satın alabilecek maddi gücümüz var mı? Çok Şükür
Kesip dilimleyebilecek becerimiz var mı? Çok Şükür
Tadımlık veya doyumluk yiyebilecek sağlığımız var mı? Çok Şükür
Paylaşabileceğimiz birileri var mı? Çok Şükür
Tadına tat katacak katığımız var mı? Çok Şükür
Bittiğinde bu döngüyü yeniden başlatacak sürdürülebilirliği var mı? Çok Şükür
Çok mu abarttım? Kim bilir?
Biri hariç hepsi var Çok Şükür. Hı Hı doğru tahmin ettiniz, karpuz kesme fobisini ben icat ettim, aklımdan geçirmek bile bana bir harakiri hissiyatı veriyor. Karpuz yemek için, ya ailemi bekliyorum, ya onlara gidiyorum, ya ikram edilmesini bekliyorum ya da öğle yemeklerinde menüde çıkmasını. Ha alıp evime taşıyabilir miyim ondan da pek emin değilim. Hı Hı yine haklısınız, artık dilimlenmiş olarak da satın almak mümkün. Bu benim gibi beceriksizler için mi, yoksullaştığımız için mi, modernleştiğimiz için mi bilmiyorum. Tek bildiğim bana yalnızlığımı hatırlatması tıpkı anahtarla eve girmek gibi.
'Yine karpuz, peynir, ekmek' gibi basit ve doğal bir cümlenin bir başkası için hiç de öyle olmadığı, benim için son derece basit ve doğal kim bilir hangi cümlemin bir başkası için hiç de öyle olmama ihtimali.
Şeytan gibi Melekler de detaylarda gizli. Hayatımızdaki bizim için doğal olan o varlık cümlelerini Fark edelim, Şükredelim, Bereketini artıralım; çünkü, Bereket; ayrı ayrı ufak gibi duran çeşitliliğin bütünsel varlığı ve bu varlığını daha da hayırlı, anlamlı hale getirmek için çoğalma arzusu.
Uzun lafı kısası, benim için de bir dilim yersiniz belki, kim bilir? 🙋
28 Nisan 2020 Salı
Karantina, Dışarısı ve Ben
Hiç beklediğim gibi bir deneyim değildi bu. Yer, yön, mekan, zaman tüm boyutlar farklılaşmıştı adeta. Hepsine yeni bir ayarlama yapılmış gibiydi. Mesafeler ıraklaşmış, yakınlaşmış, hangi sokak nerede nereyle buluşuyor birbirine dolanmış. Uzun zaman yaşamadığın bir yere geri döndüğündeki gibi bir durum değil bu, hemen hatırlarsın o anlarda, her şey hızla geri gelir. Bu kurguydu sanki, sanal gerçeklik dedikleri belki de buydu.
Bedenim özgür olsa da nefesim tutsaktı. Korkunç bir şey bu, denizin dibinde olup onu koklayamamak sevgiliyi içine çekememek kadar berbat. Baharı eksik tatmak, boğulma hissiyle eş değer.
Öylesine, düşünülmeden kolayca eve girip çıkmak, tam bir ritüel şimdi. Sıkıcı, angarya, saçma bir düzine eylem. Ben ki, sırf o kadar şey giyilip çıkarılıyor diye üşendiğimden bir çok spordan uzak durmuşum, şimdi en temel hareketim için bile böylesi hazırlık! Kaçtığım kovalamakta hala beni.
Şehrin bu aurasını hiç beğenmedim. İnsana dair ne kadar kötücül enerji varsa dışarıda bırakmışız. İnşa etmekle gurur duyduğumuz ne varsa sahipsiz, başı boş.
Anladım ki, nicedir takındığımız maskeler su yüzüne çıkmış. Mış gibi takındığımız tüm tavırlar düşmüş ve birbirimize çok önce koyduğumuz asıl mesafeler görünür olmuş. Hiç olmadığımız kadar dürüstüz kendimize ve başkalarına. Acı, çirkin, yalın tüm gerçekliğimiz biz evdeyken cirit atıyor dışarıda.
Hava gergin, hastalıklı. Virusle değil ruhumuzun artıklarıyla cebelleşmekte.
Görünen o ki, hem içeride hem dışarıda arınmak epey zaman alacak.
Dilerim, ev bizim kozamız olsun, kelebek olup çıkalım dışarı. Dilerim dışarısı şifalansın biz yokken, affetsin. Yeni dengesinde bu sefer örtbas etmek yerine görünür kılsın bizi.
23 Nisan 2020 Perşembe
Ne Mutlu İçimdeki Çocuğa
Çocukken hiç çocuk hissedemedim ben. İçimde hep bir akıllı, uslu olmamı söyleyen biri vardı ve dinlerdim hep sözünü. Şımarıklık yapmazdım, bilmezdim de. Bir isteğim için tutturmazdım, "hayır"ı anlardım. Yaşımdan daha olgun olduğum söylendi hep- ki bu beni hiç bir zaman mutlu etmedi.
23 Nisanlar kendimi çocuk hissettiğim nadir anlardı. Biz dünya çocukları olarak kutlardık o zamanlar. Her yerden akın akın gelirdi o rengarenk, cıvıl cıvıl neşeler, barış elçileri. Halit abimiz vardı, efendi efendi sunumuyla. Ne güzel danslardı onlar, ne kadar özenliydi herkes. Biz ne gurur doluyduk ev sahibi olarak. Yağmur yağardı çoğu zaman, küserdik içimizden içimizden.
Hatırlıyorum, kızamık geçirdiğim için töreni kaçırdığım bir bayramı. Ne kızmıştım o kırmızı lekelere. Bugün çocuklar hangi duygularla sahip çıkıyorlar bu bayrama bilmesem de, evde kalmak zorunda olmanın keyifsizliğini çok iyi anlıyorum o yüzden. Ah şu bayramları dar eden virüsler.
Sonradan yeşillendi, filizlendi benim içimdeki çocuk. Yaş aldıkça ben acısını daha çok çıkardı olamadığı geçmişin. Olgunluk iltifatları "kızım ne zaman büyüyeceksin sen?"lere dönüşüverdi birden. Civcivlerim bile "ece ablaaa, bir büyü artık" diye dürter beni arada. Ne mutlu bana, ne mutlu içimdeki o güzel, yaşam dolu kız çocuğuna. Hakkıdır her daim yaşaması ve kendini göstermesi.
Bugünleri geçirebiliyorsam eğer, onun sayesinde. Onun keyfi, umudu, enerjisi, merakı sayesinde. Bugün çekici geliyorsam insanlara yine onun sayesinde.
Bugün, bayramıdır onun, dünya bayrağı altında. Barışla, huzurla dolduğu gündür. Geleceğin aydınlık kapısının önünde eteklerini tutup kocaman gülümsediği gündür. Kutlu olsun, doya doya!
8 Kasım 2018 Perşembe
özledim
bilmiyorum; görür müsün, okur musun...
ya da bilir misin; son günlerde dilime düşen aşk şarkılarını
sanki sana doladığımı
ve biliyordum, seni çok sevdiğimi
çok da özleyeceğimi...
yine de tahmin etmedim bu denli bir hasreti
hele ki senin için bu sayfalara yeniden uğrayacağımı...
seni özlediğim için deli diyecekler bana, biliyorum
anlamayacak seni bensiz yaşayanlar...
oysa ki iyiyim ben...
ne sebep ne sonuç ne de derdim bu değil
hasretimsin sen...
ve sadece öylem kalacaksın...
kimse senin gibi mavi bakmayacak bana mesela
hem gerçeğim hem yalanım
hem yanlışım hem doğrum
hem çılgınlığım hem de durgunluğum olacak
öyle de kalacaksın...
iki damla gözyaşım
biri bir omzuna biri diğerine
güz yağmuru olsun...
Karşıyaka'na ve Göztepe'ne...
ben kordan hallice bir yürek olup
dalacağım göğsüne...
Pasaport'una..
ey sevgili..
sevgilim... Smyrna'm...
özledim...
"özledim", yakın ve uzak bir yerde, bilmediğim bildiğime karıştığında
10 Mayıs 2017 Çarşamba
Sana Gül Reçeli Yaptım...
23 Şubat 2016 Salı
aya aşık kadınlar
usulca ve kimse görmeden
terasa çıktı kadın
kollarını yana açarak serinliği derin bir nefeste
içine çekti,
gözlerini açtı
ve başıyla dolunaya hafif bir selam verdi
onun adımlarını takip eden
ve en az onun kadar sessiz adımların
belli belirsiz sahibine bakmadan
konuşmaya başladı kadın
"gündüzü, parlak güneşi seviyorum,
aya olan duygularım ise eşsiz ve tarifsiz,
o dönemde olsaydım kesinlikle aya tapınmayı seçerdim"
adam kadının bu sözünden sonra
tuhaf bir gülümsemeyle
kadına bakmaya başlamıştı artık
kadın umursamadan devam etti
"dünyaya divane olmuş
belki de esir düşmüş
bir sarhoş sanıyorlar onu
dönüp dolanan"
evet, dolunay gerçekten çok etkileyiciydi o gece
bunun o da farkındaydı
yine de kadının nereye varacağını hala kestirememişti adam
bildik romantizm malzemesi olmayacaktı ay o gece onlara
sadece bunu anlamıştı
kadın adama verdiği süre sessizliğini yine bozdu
"oysa biz kadınlar
bedenimizle bağlıyız aya,
onun ritmiyle dans ediyoruz,
onun zamanına ayarlanmışız
ve onunla birlikte sarhoş olup dönüyoruz"
sustu ve adama döndü
donukluğu artan gözlerine bakarak devam etti
"ve er ya da geç
bedenimizi bağladığımız
bu dansa gün gelip tutuluyoruz"
adam biraz şaşkın
biraz ürkek
bir tavırla döküldü bu kez
"sanırım ben hiç
aya aşık olan bir kadın tanımadım"
ve kadın o ana kadarki tüm ciddiyetini
bir anda silen içten bir kahkaha patlattı
ve cüretkar bir biçimde adama yaklaşıp
"senin adına üzüldüm,
demek ki sen hiç gerçek bir aşık kadına
henüz rastlamadın"
aya döndü,
ona
aşık bir gülümseme ile göz kırptı,
ve geldiği gecenin içinden
sevgilisin kollarında huzurla
uyuyan bir kadın edasıyla
yeniden geçti
"aya aşık kadınlar", dolunay vakti, terasta


